Tren, pencereden gördüğüm o uzak dağlara yaklaştıkça anladım…
Her zirve yeni bir ufuk doğurur, her tünel yeni bir karanlık.
Yolculuk uzadıkça küçülür insan,
kendi gölgesinden bile kısa kalır hayalleri.
Raylar şarkı söyler, ama nağmesi hep aynı:
“Gelme, geç.”
İstasyonda bekliyorum
elimde bir tek bilet,
gözlerimde bitmemiş bir umut.
Kompartımanda titreyen lambanın altında
eski bir harita açtım;
dağlar küçücük noktalar,
nehirler incecik çizgiler…
Oysa hepsi hâlâ kocaman.
Oradalar,
Ta uzaktalar.
Rüzgâr camı tıklattı,
Cevap veremedim.
Çünkü ben de bilmiyorum;
sadece gidiyorum,
hiçbir fikir yok aklımda
gitmekten başka
Her durakta inenler bir parça benden götürüyor,
her kalkışta benden bir parça kalıyor geride.
Bavulum hafifliyor,
ama ruhum ağırlaşıyor her seferinde.
Sabah sisinde beliren köyler,
pencerelerden bakan çocuk yüzleri…
Onlar da mı aynı dağları “en uzak” sanıyor?
Acaba onlar da bir gün trene binip
kendi çocukluklarını geride mi bırakacak?
Gece indiğinde yıldızlar raylara dökülüyor sanki.
Tren hızlanıyor,
zaman yavaşlıyor.
Arada bir fren sesi,
bir yürek çarpıntısı gibi kesik kesik.
Yolcular sessiz;
bazen gülümsüyorlar bana
anlamıyorum nedenini
sadece pencereden dışarı bakarak
birlikte gülümsüyoruz.
Belki bir gün bu tren
hiç durmayan bir istasyona varır.
Orada ne dağ kalır, ne uzaklık…
Sadece sonsuz bir “şimdi”
ve içinde koca memleket ahvali
O vakte dek,
yolculuklar sona ermeden,
daha nice bahar havalı sabahlarda
kompartımanlarımızın kapısından başlarımızı uzatıp
birbirimize,
Gülümseriz belki
Merhaba diyerek
Tren virajı aldı, dağlar yaklaştı sandım;
ama yaklaştıkça silikleştiler.
Uzaklık bir yalanmış meğer,
en büyük yalan daima heybemizde oysa.
Bir istasyonda indi biri,
arkasında parfüm kokusu ve yarım bir hikâye bıraktı.
Cam buğulandı,
parmağımla güle güle yazdım,
hemen sildi arkada ki adam
Yazma dedi…
Bırak gitsin.
Gece yarısı tünelde elektrikler söndü.
Karanlıkta herkes kendi yalnızlığına dokundu.
Kimse konuşmadı,
çünkü sözler de raylar gibi
hep aynı yere çıkıyordu.
Hep aynı gıcırtıyla …
Sabah yine doğdu,
ama bu sefer başka bir pencereden.
Dağlar hâlâ oradaydı,
sadece biz değişmiştik;
onlar hep aynı uzaklığı koruyor.
Yol bitmez belki,
biterse de biz bitmiş oluruz.
O yüzden kompartıman kapısını aralık bırakıyorum,
belki bir sabah
o uzatır başını ve
merhaba der
Ben de aynı sıcaklıkla karşılık veririm ona.
Ay ışığı raylara gümüş bir tül ördü,
tren usulca geçti o ince sisin içinden.
Dağlar nefes alır gibi kabardı,
her solukta bir eski masal uyandı içimde.
Rüzgâr kompartımanın perdesini öptü usulca,
adı “özlem”di o rüzgârın.
Cama yansıyan yüzüm üşüdü.
yerine duygusallığımın ıslak gözleri kaldı.
Her tekerlek dönüşü bir kalp atışı,
her istasyon bir yaşanmışlık manzumesi.
Uzaklar yaklaştıkça eriyor,
eridikçe içime doluyor,
beni kendimden daha büyük kılıyor.
rüzgarın ilk nefesi camı buğuladı yine,
içinde tomurcuklanan umutlar titreşti.
Biletçinin sesi hâlâ yankılanıyor koridorlarda,
güz yaprakları gibi dağılıyor
Vagon vagon.
Tren yoluna devam etsin,
ben de içimdeki sonsuz raylarda…
Belki bir sabah,
tam da en lirik yerinde şafağın,
pencereden uzanıp
göz göze geliriz dünyayla…
ve dünya bir anlığına
merhaba der .
sadece bana
usulca.
belki
redfer
Kayıt Tarihi : 22.07.2026 10:44:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!