Seni düşünmek, okyanusta bir mısra aramak gibi,
Bir göçebe kuşu tellere mahkûm eden o sızı.
Aramızda upuzun, tel örgülü sınır şehirleri,
Ve coğrafya kitaplarında unutulan iki ad koyu.
Sen başka bir denizin dalgasıydın, ben başka bir kıyı,
Hiç kesişmedi çizgilerimiz aynı haritanın üstünde.
Gözlerin diyorum, gözlerin ki bir ihtilal kalıntısı,
Bütün sokak lambalarını söndüren o garip gecede.
Ceketimin ceplerinde biriktirdim sana dair ne varsa,
Birkaç eski bilet, iki mısra ve yarım kalmış bir çay.
Sen yürürken arkana bakmadan Kadıköy iskelesinde,
Benim içimde bir yerlerde sessizce devrilirdi ay.
Öyle bir imkânsızlık ki bu, anayasaya tamamen aykırı,
Ne devlet izin verir bu aşka, ne de şu sağır zaman.
Seni sevmek, yasaklanmış bir kitabı gizlice okumak gibi,
Her satırında yakalanma korkusu, her harfinde duman.
Öpsem diyorum, öpsem geçecek mi bu çağın bütün ağrısı?
Dudakların ki o eski, o asil, o fiyakalı Fransız filmleri.
Ama dokunsam mülteci kalacak parmaklarım teninde,
Yıkılacak üstümüze Galata’nın o yorgun silueti.
Biz hiç aynı otobüse binip aynı durakta inemedik,
Ayrı istasyonların yolcularıyız, raylarımız paralel.
Sen bir trenin penceresinden dünyaya el sallarken,
Ben raylar altında ezilen o sahipsiz, o garip el.
İki çay söylemiştik hani, biri açık, biri hep sensiz,
Tütün kokan parmaklarımla yazıyorum bu son sürgünü.
Sen bir aşkın en lirik, en dokunulmaz, en beyaz hâlisin,
Ben ise bir dize sonunda unutulan o siyah nokta günü.
Yine de sevdik işte, göz göre göre ve bile bile,
Hiç kavuşamayacak iki nehrin aynı denize akması gibi.
Ben seni Süreyya’ca sevdim, her şeyden azıcık ve gizli,
Tıpkı bir şiirin intihar etmesi gibi, sakin ve harbi
Kayıt Tarihi : 4.07.2026 08:48:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!