Sırf seninle aynı yüzyılda soluk alıp vermek,
Cumhuriyetin ilk yıllarında sessiz bir cumartesi.
Eski kiremit kokulu bir mektep bahçesinde,
Zamanın en zarif yerinden tutuşumuz gibi.
Sesin geliyor uzaktan, her harfin raylara değiyor,
Ve kalkıyor kalbimden son ekspres trenler.
Gözlerin ki, o loş devlet dairesinde unutulmuş,
Mühürlü dosyalar arasındaki en güzel evrak.
Bir sigara yakıyoruz bir kaldırım kenarında,
Mavi dumanı dalga dalga sarıyor Ankara’yı.
Mülkiyeli bir çocuğun cebindeki o son harçlık gibi,
Hem mahcup, hem de hayata direnen bir umutlu.
Öpüşmek, iki hırçın nehrin bir coğrafyada,
Gece yarısı kimselere hissettirmeden birleşmesidir.
Üstelik hiçbir atlas yazmaz o gizli havzayı,
Haritalar susar, sınırlar hükmünü yitirir orada.
Senin kabuk bağlamayan derin bir yaran var içimde,
Benimse sokak başlarında bekleyen kimsesiz yalnızlığım.
Fırından yeni çıkmış, çarşılardan aldığımız ekmek bile,
Bölüşürken parmaklarımızı, içimizi acıtıyor şimdi.
Eğilip boynundan öpsem bir akşamüstü tenha bir durakta,
Bütün şairler istifa mektubunu bırakır masasına.
Çünkü Cemal Süreya gülümseyerek ölür o an,
Sen kalırsın bu kentin en muazzam dizesi olarak
.
Biz şimdi iki ayrı sayfayız aynı ağır kitapta,
Sırt sırta vermişiz ama göremiyoruz yüzümüzü.
Sertçe bir rüzgar esse şu serin akşamüzerinde,
Sayfalar havalanacak, birbirimize değeceğiz biliyorum.
Ama esmiyor o rüzgar, yaprak kımıldamıyor kentte,
Aynı cildin içinde iki yalnız sürgün gibiyiz.
Sen orada susuyorsun bir hatıra gibi zarif,
Ben burada eksiliyorum, tamamlanamayan bir dizeyle
Kayıt Tarihi : 3.07.2026 21:18:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!