Sessizce büküldü boynum, kapına geldim bu gece,
Dile sığmaz heybetini, fısıldar her bir hece.
Seni anlatmaya yetmez ne destanlar ne hikayeler,
Sana doğru açılınca güzelleşir bu nasırlı eller.
Gök kubbeyi mavi kılan, rengi veren hangi usta?
Senin adın şifa olur kalpteki her hususta.
Bir yaprağın düşüşünde bin bir türlü hikmet var,
Sen istersen çiçek açar, çöle bile kar yağar
Gözümün gördüğü her şey Sen’den birer işaret,
Yıldızlar bir ordu gibi, geceye der; vuslatı seyret
Güneşi bir kandil gibi gökyüzüne asan Sen,
Ruhumuza üfleyerek bu canları yaşatan Sen.
Yoruldum dünya yükünden, koştum ve yoruldum,
Gördüm ki Sen’den uzağa giden yolda kayboldum.
Mal mülk yalan, şöhret yalan, her şey döner aslına,
Topraktan gelen bu aciz, muhtaçtır hep lütfuna.
Adını her andığımda göğsümde bir genişlik,
Sen yoksan eğer bu hayat, baştan başa bir hiçlik.
Dinle bak, ne söylüyor dağlardaki o rüzgâr,
Her esişte gizli bir hamd, her nefeste zikir var.
Kuştan tut da karıncaya, hepsi Senin emrinde,
Bir nizam ki bozulmadan durur arzın kalbinde.
Gündüzü geceye sarar, geceyi gün edersin,
“Ol” dersin bir şeye, o dakika var edersin.
İçimdeki gizli derdi benden evvel bilirsin
İstesem bir damla rahmet, Sen deryalar verirsin.
Sana sığındım, şerden ve karanlıktan,
Kurtar bizi nefsin kurduğu her tuzaktan.
Şiir biter, söz tükenir, Sen tükenmez umutsun,
Sen bizleri unutma, bırak dünya bizi unutsun.
Ne gökte aradım seni, ne uzak iklimlerde,
Sen zati bir nefessin, şah damarımdan beride
Dünya bir toz duman, hırsın gölgesi ağır;
Sana dönmeyen yürek, kendi sesine sağır.
Suskunluğum feryattır, her ahım bir duadır,
Senden gelen her çile, ruhuma bir şifadır.
Karanlık gecelerde yıldızları yakansın,
Gözümden damla damla, kalbe doğru akansın
Ben bir aciz kulunum, yüküm ağır, yolum dar,
Senden başka sığınak, söyle hangi kapıda var?
Aklım bir kuru yaprak, rüzgârında savrulan,
Ruhum bir susuz toprak, rahmetinle can bulan.
Baktığım her zerrede senin mührün okunur,
Rüzgârın hafif eli, saçlarıma dokunur.
Ne mal mülk sevdasıdır, ne de bir dünya tacı,
Yalnızca senin rızandır, bu ruhun tek ihtiyacı
Hatalarım dağ gibi, affın ise ummanlar,
Seni hakkıyla bilen ancak bu gurbeti anlar
Gözümdeki perdeyi kaldır da nura döneyim,
Aşkının ateşinde, yanıp yanıp söneyim.
"Lütfun da başım üstüne, kahrın da" der erenler,
Ne mutlu bu dünyada, seni candan sevenler.
Sen ki zamandan münezzeh, mekânlara sığmazsın,
Ama dertli bir kulun, kırık kalbinde bile varsın.
Hesap günü gelince, yüzüm yerde, mahcubum,
Ama senin rahmetin sonsuzdur, biliyorum.
Elimi açtım sana, kalbim boynunu büktü,
İçimdeki ne varsa, huzuruna döküldü.
Beni senden ayırma, beni benden al da git,
Bu karanlık ruhuma, nurunla ol mürşid
Sana yürüyor bu ömür, gün be gün,
Sana kavuştuğum o gün, benim için en büyük düğün.
Kayıt Tarihi : 9.06.2026 00:00:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Rabbimiz bize yolun yönünü çizer: "Öyleyse Allah’a firar edin!”(51/50). İşte bu şiir, dünyanın gürültüsünden, nefsimizin tuzaklarından ve günahların ağırlığından kaçıp, O’nun bitmez tükenmez rahmet ummanına İLTİCA etme gayretidir. Aynı Kapı’nın eşiğinde boyun büktüğümüz, yüzümüzü aynı nur deryasına döndüğümüz tüm kardeşlerime kalbi bir selam olsun. Cenâb-ı Vâcibü’l-Vücûd olan Hazret-i Allah bizleri kendi sevgisinden mahrum etmesin, firarımızı vuslat eylesin, Dualarınızda bu fakiri de unutmamanız temennisiyle...




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!