Bir hoşcakal bırakıpta gidiyorsun şimdi
Tepenin yamacına çöküp, izlerken seni
Ne kelâmım var ne de nefesimin sesi
Sabra bulan ey gönlüm! yokmuş çaresi
Bir sızı var şuramda senden armağan
Seninleydim bugün, o şehirde!
Sen oradaydın o en saf halinle.
Dar sokaklarda yürüdük yan yana.
Kolum omuzlarını kavramış halde
Kokunu çektim içimi yakarcasına.
Seni “özlemek”, sevdiğim;
Kaç karanlık geceyi yutturur gözlerime?
Kaç cümleyi susturur dudaklarımda?
Kâğıda düşmeden önce,
Satırlar dökülüyor usulca yüreğimden.
Sen, her cümlenin en güzel detayısın.
Karanlık en güzel tonlarını giydiğinde,
Yıldızlar süslemeye başlıyor geceleri.
Tek bir pencereye sığdırıp gözlerimi,
Resmini çiziyorum karanlık tuvallere.
Gün tıpkı senin gidişin gibi, tutamadım;
Bu yol çok ıradı, dilim varmıyor hâlâ.
Bende neyin varsa bin parça hâlde.
Bakamıyorum papatyaların yüzüne,
Kendimden kaçıyorum heyhatlarda.
Nafile, artık saklanma ayrıntılarda.
Gidiyorum derken son defa bak gözlerime
Kirpiğin alevli ok misali sapla dur sineme
Zaman tozunu savuracak elbet üzerime
Bari bir hançer yarası daha bırak gönlüme
Gidiyorum derken son defa bak gözlerime
Sözlerin bittiği yerde küçük bir noktayım.
Ben değil, bizsiz hikâyeler bitiriyor beni.
Anlamsızlaşan yığınlarca kelime akıyor;
Sözlerin değil de sensizlik boğuyor beni.
Sebepleri tüketip tutunacak yer arar insan,
Tut uyandır kâbuslarımdan
Mecali kalmadı ruhumun
Sensiz kalan sol yanımdan
Durmadan kanar oldum
Tut uyandır kâbuslarımdan
Var mısın gerçekten,
Söyle, burada mısın?
Sesini duyamıyorum;
Sözlerinse bir hayli uzak...
Sahi, ne kadar yakınsın?
Kaç gece tuttum ellerini,
Geceler boyunca.
Ruhun duymadı.
Sessiz sedasız izledim gülüşlerini,
Her birinde biraz daha eksildim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!