İçimdeki kuşatma Şiiri - Sefa Çelik

Sefa Çelik
85

ŞİİR


12

TAKİPÇİ

İçimdeki kuşatma

Kendimi hangi yola vursam, hangi istikameti kendime yurt bilsem, hangi sokağın taş duvarına sırtımı yaslayıp bir kader uydurmaya kalksam, dönüp dolaşıp yine senin şehrine çıkıyor yollar; anlıyorum ki şehir dediğim şey bir bahaneden ibaret, bir örtü, bir kaçış hilesi.
Aslında sana çıkıyor bütün yollar, sana varıyor içimde susmayan o inat, o yürüyüş, o bitmek bilmeyen sana doğru iç cekişlerim.

Bir yüzü sevecek olsam, kendime yeni bir ihtimal, yeni bir insan, yeni bir başlangıç icat etmeye kalksam bile, gözlerin
evet, o gözlerin durdurulamaz bir ordu gibi sarıyor etrafımı, geri çekilmenin mümkün olmadığı bir kuşatma kuruyor ruhumun en tenha yerlerine kadar; ve ben, bu çağrının bir emir mi yoksa bir merhamet mi olduğunu ayırt edemeden, “teslim ol” diyen buyruğa, hiç tereddüt etmeden boyun eğiyorum, çünkü insan bazen yenilmeyi seçmez, yenilgidir asıl onu seçen.

Dimdik duruyorum hayata ve sana karşı dediğim her an, aslında içimde eğilen, kırılan, hatta yer yer diz çöken bir tarafım olduğunu da inkâr edemiyorum.
yine de bu inat, bu ayakta kalma gayreti, belki de sırf senin karşında yıkılmamak için sürdürdüğüm son savunma hattı gibi duruyor içimde.
Durma
gel,uslandır beni bütün kadınlığınla
çünkü ben kendi başıma aklımı susturmayı beceremiyorum…

Geride bir kış bıraktım, öyle sıradan bir mevsim değil bu, içinde donmuş kelimelerin, yarım kalmış cümlelerin, yüzüm kadar donuk şiirlerin biriktiği, nefes aldıkça içimi üşüten bir kış.öyle ki bıraktığım her dize, biraz daha eksiltti beni, biraz daha susturdu, biraz daha geciktirdi sana varmamı…

Söküldü parmaklarımdan acının ve ayrılığın ayak izleri—evet, izler bile yerinde durmadı,
bazı acılar hatıra olarak kalmaz,
insanın bedeninden kopup giderken bile canını yakmaya devam eder
sarsak ve kararsız bir mum alevinin rüzgârla kavga eden o küçük ışığına ve perdelerde titreyen gölgesine bakınca anladım ki insanın içi de böyle titrer bazen
ne tamamen yanar ne de söner…

Rejime ve geceye inat, bütün yasaklara, bütün suskunluklara, bütün üstü örtülmüş korkulara rağmen uzanalım gergin çarşafların üzerine...

bazen bir yatak, bir şehirden daha fazla gerçeği taşır, bazen iki insanın susarak kurduğu cümleler, bütün bir dünyanın gürültüsünden daha sahici olur…
Durma, diyorum yine, gel uslandır beni bütün kadınlığınla
çünkü bu çağrı artık bir arzu olmaktan çıktı, bir ihtiyaç, bir zorunluluk, belki de bir kurtuluş biçimi hâline geldi…
Yalnız yarasalar ve baykuşlar şahit olsun bizdeki yaşamak belirtisine—çünkü gündüzün kalabalığına, insanların yargısına, ışığın ifşa edici sertliğine ihtiyacımız yok; bizim yaşadığımız şey, karanlığın sakladığı, gecenin örttüğü, ama buna rağmen bütün ağırlığıyla var olan bir hakikat gibi dursun aramızda…
Ve bu şehir, bütün ışıklarını söndürsün bir an önce. bazı hakikatler aydınlıkta değil, karanlıkta görünür, bazı yüzleşmeler göz göze bakarak değil, gözler kapalıyken gerçekleşir ve ben, bütün bu susuşların, bütün bu karanlığın içinden geçerek, yine sana çıkacak bir yol bulurum
Ne kadar inkâr etsem de, ne kadar uzaklaşmaya çalışsam da, yolların bittiği yerde sensin başlayan.

Sefa Çelik
11 nisan 2026

Sefa Çelik
Kayıt Tarihi : 13.04.2026 01:04:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!