— Nereye bakıyorsun öyle?
Sana.
— Ben yokum ki...
İşte tam da o yüzden sana.
Kendi suretine yabancılaşmak ayna meselesi değil; bazen sesin bile duyulmaz kendine. Bir şarkının ortasında ansızın susmak gibi... Kimse duymaz hıçkırığını; işte o an anlarsın, yalnızsındır.
— Konuşsana biraz...
Her şeyden mi?
— Her şey çok...
O zaman hiçbir şeyden.
— O da az.
Günler birbirini itiyor, farkında mısın? Birbirini unutmuş gibi sevenler, adını hatırlamadan uyanılan sabahlar... Her gün biraz daha eksiliyorsun. Çocuklar bile gülmeyi unutmuş bu bozuk şehirde, herkes ağlama ustası. Kendime ait olmayan bir sessizliğin tam ortasındayım.
— Gitme...
Zaten hiç gelmedim ki.
Hiç gelmedin ki gidişin yarsın,
Hangi boşlukta dilsiz bir mektupsun?
Dışarıda güneş doğar, senin gecen bitmez;
İnsan en çok, kendi uzağına düşermiş meğer!
Sessizlik ağır, şehir bozuk, yüzler yabancı;
Aynadaki gölge, içimdeki o en büyük sancı.
Yalan yok; uyanmak eksilmekmiş her sabah,
Kendi sesine sağır yaşamakmış esas günah.
Öyleyse bu sızı kime ait? Sahipsiz bir mektup gibi masada kalan o boşluğa mı? En çok gelmeyenler yorar insanı; çalmayan telefonlar, açılmayan kapılar kadar ağırdır hayaller. Uyansan da eksiksin, uyusan da...
Çünkü insan, en çok kendinden uzağa düşer.
Yusuf BerkmanKayıt Tarihi : 6.05.2026 18:14:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!