Bilmem ki bu nasıl oyun kapanmaz perdeler
Bayırda düzde, kış gecesinin ayazında
Eli tetik dili duada binasip binler
KARPUZ KABUĞU DENİZE DÜŞTÜ
.
Toprak ana bekler karpuzun koltuk atmasını
KAYNANALAR YARIŞIYOR
Hangi kanalı açsam ‘’ Her kadın önce gelin sonra kaynana. Kaynanalık bir bir töre, bir miras. Kaynanalık bir kurum. Ey kadınlar, kaynanalığın unutturulmasına, kurumun köküne kibrit suyu dökülmesine göz yummayın. Ey gelinler, unutmayın bir gün siz de kaynana olacaksınız.’’
Hangi gazeteyi açsam ‘’ Kaynana gelin omuz omuza.’’
‘’Gelin kaynana meydanlara çıkın.’’
🌾 Bölüm 1: Gızın Budakla İmtihanı
Yıl: 1930 Yer: Kazancı Köyü Karakterler: Gızlar, Budaklı Ağaç, Püse Nine
Güneş tepedeydi. Gızlar dut ağacına çıkmış, hem yemiş hem gülüşmüş. Bir tanesi – adı Zeliha – daldan kaydı, “cık” diye düştü. Ama düşerken bir şey oldu… ağacın budağı, Zeliha’nın amına saplandı. Köyde hastane yoktu, doktor yoktu, ama Püse Nine vardı.
Püse Nine: – Gızım korkma, ben buna püse sürerim, sabaha iyileşirsin. – Bu budak senin kaderin, ama püse senin şifandır!
Nine, evden bir kavanoz çıkardı. İçinde ne olduğu belli değil: Biraz koyun yağı, biraz kekik, biraz da “sır” dediği şey. Zeliha’nın yarasına sürdü, dua etti: – “Budak giren yerden çıkmaz, ama püse girerse çıkartır!”
Ertesi gün: Zeliha yürüyordu. Hafif yamuk ama gururlu. Köyde herkes konuşuyordu: – “Zeliha’ya budak battı ama püseyle dirildi!” – “Püse Nine olmasa, köyde kimse doğmazdı!”
KEMİKLERİMİ SIZLATTIN OĞUL
Davut Mardinli Davutlar aşiretinin son temsilcisiydi o da evlatlıktan reddedildi.
Davut Davutlar aşireti ile Hüthütler aşiretinin kurşun bulamadığı bir bahar ayında dünyaya gelmişti.
KENDİ BULUŞU İLE BULUŞUNU YOK EDEN İLK
Evet, kendi buluşu ile buluşunu yok eden ilk insan. Bu unvanla bilim tarihine adını yazdıran ilk bilim adamı.
Henüz on beş yaşında.
Bir Türk.
Zebuzittin Zapzap.
KİM DİZİNİ DÖVMÜŞTÜ DERSİNİZ
( İntihar eden benim de babamdı. Nerede boynu bükük bir yetim görsem o bendim. O ben...)
Okulun ilk günüydü.
KİM KİME GÜNÜNÜ GÖSTERDİ ACABA
Her gün yüceliyorduk. Daha doğrusu yüceldiğimizi sanıyorduk.
Her gün velilerimiz okula geliyordu. Biz bir kez velilerimiz çoğu kez, saat başı... Her biri öğretmen dersten çıkarken kafasını uzatırdı, ‘’ Ne oldu? ‘’ Bizde cevap hazır. Bizde cevap binler.
Öğretmen her gün aynı. Dersi dinlemeyenlere, defterini kitabını uçak yapıp uçuranlara ‘’ O uçakla geleceğini yolcu ettin biliyor musun?’’ diyordu. Uçak iniyor kalkıyor öğretmenden her iniş kalkışta bir söz ‘’ Oynarken neler kaybettin biliyor musun?’’ Uçaklar çoğu kez öğretmenimizin kafaalanına iniş yapıyordu. Biz öğretmenin kızacağını beklerken öğretmen ‘’ O davranışın hata olduğunu söylemek zaman kaybıdır. O davranışı yapan o davranışın kendisine bir getirisi olmadığını bilseydi, o davranışı yapmazdı. Onlar kendi zamanlarını çalabilir ama dersi dinleyen üç beş arkadaşının zamanını asla. Ona izin vermem.
İDEALLERİMİZ KIRINTIYDI
**
Suyu içtik bulanık yalakta
Uyuduk yer döşeği yatakta
Yıldızlara göz kırptık damlarda
Gülücüklerimiz vardı yanık yanaklarımızda
Köygerçeği / Bölüm 6: Yokuşun Ucundaki Eşik
Yokuş taşlıydı. Ama o taşlar, basanı incitmezdi—çünkü üstlerinden geçen her adım, onları yumuşatmıştı. Bir ayağın izi, diğerine yol açar; kimse kimsenin izini silmezdi bu köyde. Yol kenarındaki sarı otlar, gelenin kim olduğunu sezmiş gibi hafifçe salınırdı.
Yokuşun sonunda, ahşap bir kapı dururdu. Boyası solmuş, menteşesi inatçı… ama kimse ondan şikâyet etmezdi. Çünkü o kapı sadece bir eşiğe değil—başka bir zamana açılırdı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!