SİFONU ÇEKTİM
Her anne bir Karatay… ‘’Çocuğuma ne yeddireceğimi, nasıl yedireceğimi en iyi ben bilirim! ’’ diyor. ‘’ Tabağına ne koyarsam onu yer, hele bir yemesin! .. Açarsın ağzını, tıkarsın lokmayı ağzına, kaşığın sapı ile tulum peyniri basar gibi basarsın. Lokma nimettir, çocuğum yemedi diye lokmayı çöpe döken kadınlar var ya kadınlar hiç mi hiç Allah korkusu yok. Afrika’da, Somali ‘de milyonlarca çocuk açlıktan ölürken biz de milyonlarca ton yiyecek çöpe gidiyor. Yazık, Yazık! ’’ Allah sizi inandırsın daha tek lokmayı çöpe atmadım, kurban olduğum Allahım attırmasın.’’ diyor.
Her anne- baba bir Cüceloğlu… Kimi baba ‘’ Çocuğa nasıl yaklaşılır en iyi ben bilirim, testten başını kaldırdı mı basarsın sopayı. Bak bakayım bir daha kaldırabiyor mu?
Kimi anne ‘’ Çocuk çalışırken işi gücü bırakacaksın. Çamaşır, bulaşık bekler. Çocuk beklemeye gelmez. Çocuğun başında nöbet tutacaksın, elin ensesisinde olacak. Başını kaldırdı mı elin ensesinde olacak. Nefes aldırmayacaksın. Nefes aldırmayacaksın ki okuduğunu sindirdirsin. Bir nefes aldı mı bütün okudukları uçar gider.Çocuk öküzün trene baktığı gibi bakar kalır ardından…’’ diyor.
Oldum olası derslerden anlamam. Testlerden hiç mi hiç anlamam. Tek tutkum fubol. Bir de vurdulu kırdılı filmler, az da olsa polisiye romanlar… Bunları annene gel de anlat. Anlatamadım tabi ki. Bir anlaşma imzaladım annemle. Anlaşmayı rızamla imzaladım dersem haşa yukarda Allah var, çarpar. Anlaşmayı mecburiyetten imzaladım. On teste karşılık bir sayfa roman okuyabiecek, yüz testte karşı bir saat top oynayabilecektim. On test, yüz test kolay. Topu topu topu yüz harfi yuvarlak içerisine alacaksın. Gel gelelim topu nasıl oynayacaksın? Diyeceksiniz, tutkusu olan biri top oynamayı niye dert edinir? Okuldan 3.00’te çıkıyorsun, eve gelişin 3.30. Üzerini değiştirdin, yemeğini yedin saat oldu 4.30. Yüz test çözdün oldu saat 6.30.. 6.30’da hava kararmış, sokaklar boşalmış, topu kiminle oynayacaksın.
YETER Kİ UMUTLAR SÖNMESİN
SUNUŞ
UMUTLAR SÖNMESİN
SUNUŞ
Hiçbirimiz böyle büyük doğmadık. Biz de çocuktuk bir zamanlar... Anımsıyorum da, çocukluğumuzda en büyük gereksinmemiz bir tutam ilgi, bir yudum sevgiydi sadece. Gerisi boş...
SUNUŞ
Güdülerle açtık gözümüzü…
Güdülerle yattık, güdülerle kalktık…
Güdülerlerle kurduk hayallerimizi…
Güdülerle yıktık hayallerimizi…
O gün ilk defa kendimi derste bulmuştum. Konuşanları hem duyuyor hem anlayabiyordum. Duyuyordum. Konuşanları görebilyordum. Görüyorum, duyabiliyorum hatta parmak bile kaldırabiliyorum. İlk parmağımı kaldırmıştım hem de ilk parmak kaldıran, tek parmak kaldıran.
Başlamıştım kendi kendime ‘’ Sınıfın en iyisi ben mi olamaya başladım? ’’ demeye. Sınıfın en iyileri suskun. Sınıfın en iyileri isyanda ‘’ Öğretmenim başka ödev verseniz…’’ Sınıf isyanda, öğretmen ısrarda ‘’ Yok mu içiniz de bir tek kişi ‘’ Ben yazacağım! ’’ diyebilecek? ’’ İlk parmak kaldıran ben. İlk ‘’ Yazacağım.’’ diyen ben.
Bir türlü anlamamıştım sınıfın iyilerinin ödevin konusu ‘’ Kendinizi sorgulayan, tanıtan bir yazı yazınız.’’ Cümlesindeki ‘’ Kendiniz’’ sözcüğünü anlayamamış olmalarını. ‘’ Kendiniz’’ … İnsan kendini, kendi adını, babasının adını bilmez mi? Yetmedi bir de öğretmene ödev değiştirtmeye kalkıyorlar. Demek ki sınıfın iyileri ayıbı bilmiyormuş. Yaptıkları resmen ayıp. İnsan olan insan utanır. Bizimkilerde utanmak nerde? Tutturmuşlar ‘’ Öğretmenim ödevi değiştirseniz..’’ Helal olsun öğretmene ödevi tüm ısrarlara rağmen değiştirmedi. Doğrusu ilk defa bir öğretmeni sevmeye, ilk defa bir öğretmeni dinlemeye başladım.
Açlık ve de çaresizlik
Ve boyun büküşlük
Kitaplarda yazmaz
Yazsaydı okur öğrenirdi birileri
Ve,
Göz yumulmazdı
Köyde yaz sıcağı, çocukların alnında ter değil—merak boncuğuydu. Acur kabakları, tarlanın kenarında büyürken, biz de kendi bedenimizi tanımaya çalışıyorduk. Ama ne kitap vardı, ne rehber. Sadece çamur, su, söğüt dalı ve birbirimize anlatamadığımız kıvımsal dürtüler.
Acur oyulurdu. İçi boşaltılır, çamurla sıvanır, suyla kayganlaştırılırdı. Sonra o delik… Bir evrenin kapısı gibi açılırdı. Ama bu evren, utanılacak değil—keşfedilecek bir yerdi.
Söğüt dalı kavlatılırdı. İnce lifleriyle su yolu yapılırdı. Ve biz, o su yolunda bedenimizin ilk yankısını arardık.
GSR
ÖRGÜTÜN GİZLİ ŞİFRESİ
ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(Sülo, Sol kolu alçıda. Savcı, Hâkim, katip, Kabzımal)
KENDİ BULUŞU İLE BULUŞUNU YOK EDEN İLK
Evet, kendi buluşu ile buluşunu yok eden ilk insan. Bu unvanla bilim tarihine adını yazdıran ilk bilim adamı.
Henüz on beş yaşında.
Bir Türk.
Zebuzittin Zapzap.
KİM DİZİNİ DÖVMÜŞTÜ DERSİNİZ
( İntihar eden benim de babamdı. Nerede boynu bükük bir yetim görsem o bendim. O ben...)
Okulun ilk günüydü.
KİM KİME GÜNÜNÜ GÖSTERDİ ACABA
Her gün yüceliyorduk. Daha doğrusu yüceldiğimizi sanıyorduk.
Her gün velilerimiz okula geliyordu. Biz bir kez velilerimiz çoğu kez, saat başı... Her biri öğretmen dersten çıkarken kafasını uzatırdı, ‘’ Ne oldu? ‘’ Bizde cevap hazır. Bizde cevap binler.
Öğretmen her gün aynı. Dersi dinlemeyenlere, defterini kitabını uçak yapıp uçuranlara ‘’ O uçakla geleceğini yolcu ettin biliyor musun?’’ diyordu. Uçak iniyor kalkıyor öğretmenden her iniş kalkışta bir söz ‘’ Oynarken neler kaybettin biliyor musun?’’ Uçaklar çoğu kez öğretmenimizin kafaalanına iniş yapıyordu. Biz öğretmenin kızacağını beklerken öğretmen ‘’ O davranışın hata olduğunu söylemek zaman kaybıdır. O davranışı yapan o davranışın kendisine bir getirisi olmadığını bilseydi, o davranışı yapmazdı. Onlar kendi zamanlarını çalabilir ama dersi dinleyen üç beş arkadaşının zamanını asla. Ona izin vermem.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!