Röntgen ışınları gibi
Işıtıyorsun içimi
Sayende görüyorum ben de beni
Branşın biyoloji,
Sen filozofsun.
Kızdığımı sanma,
tutukevine yıldız düşende
doğuyor güneş ışık evine
dağlar bulutlandığında
görünür yamaçlarda koşan er
dünya ekran
devir hesap devri
yaraya düştü çınar yaprağı
kitaba dönüştü saçları sarı
yalnızım sayfaların kıvrımlarında
gagalıyor yalnızlığımı bir başka yalnız
sessizliğin esnemesinde
içimin içindeki boşluk kemiriyor
eski şarkıların ezgileriyle ezildim
eski dost yeni araca binip gitti
üzüldüm, süzüldüm, büzüldüm
umudum “dönülmez akşamın ufku”nda yitti
bazı dostlarım çok değiştiler şimdi
dönüyorlar kendi eksenlerinde
Anadolu’nun büyüttüğü kardeşler: Fırat ve Dicle,
Dağ dağ, yayla yayla akışı çağların,
Dertlerle,zevklerle nakışlanışı kıyıların.
Milattan öncenin ruhu akıyor içimde
Yaşamın cenneti olacak yerlere.
Irmakların gömüldüğü yayla El-Cezire.
Fonda Kardeşlik Türküsü
veya
Irak Yakın Artık
kardeşlik
karında başlayan karında biter mi
dakika yüzyıl olur uflarımda
tren uğramayan gara döndüm
odunsu kurala neylesin kul
fıs fıslar çoğalır koridorda
gıcırdar ruhumun paslı kapısı
ayak sesin nabzımda
Yılan ayında doğmuşçasına
Gözleri, zehirliyor gözlerimi.
Bakışlarında titrek akışlar,
Nabızlarıma ayarlı sanki.
Yudumsu gülücüklü yanak
Dudakların tedirgin bekleyişi.
Hatırlamak geçmişi sarı sıcak bir düş gibi
Anlam aramak derdimiz,sanki geçmiş bugün gibi
Yorumlar,algılar dönüşse de zaman sokaklarında
Resimler saklar gerçeği
İnce,buruk bir gülüş gibi
Sonsuz nazlarına katlandığım gülen Gülşah,
Canan,baharın hiç ıslatmayan yağmuru,ah!
Bizi kapı önünde karşılayan dost Merve,
Serhat,burçlarına tırmanamadığım kale.
İpek gönüllerden örtülü görünüş Serkan.
Ebrugül, hoş tiyatrocum,ölçülü,sıcak kan.
Bütün çocuklarımızın güz soğuğunda değil yaz sıcağında büyümesini ve yaşamasını, o yazları da çok beklemememizi diliyorum.