altın çağı, göçebe yoksulluğun,
düşlerin Ortadoğu'su; kargaşaya kulluğun…
Şam'ın şekeri acı, Arabın yüzü solgun;
kan, ter içinde, ince keder,
bi’ kuyu petrol, kaç kurşun eder?
kalıtımsal acılarla, zenginleşir dünyamız,
henüz ölçülmemiş bir dağın yüzünü boyuyor, ibrâhim,
etekleri sımsıkı orman, tepeleri çok kuşlu
ibrâhim’în elleri, sonsuza uzayacak bıraksam
“Biz sarhoşken; henüz üzüm yaratılmamıştı…” - İbn-i Fârıd (Arap şâiri)
Feride’ye…
rüzgâr, kepenklerin boşluğunu dövüyor,
Feride’ye…
aşktan geriye ne kalır?
kalırsa, yara kalır; kabuğunda her şeyin;
her şey, acılaştı sonra…
bir iç deniz gibi, yağmura basıldı hüzün
biz âşıkken, henüz ayrılık yaratılmamıştı ama,
sesinle, incecik ısınır gece
yaşamın, şiirin; kaynağı sesin
kayadan, çavlana; dökülen hece
“kendini, yalanlarla takas eden, hayâl tâciri, piyango biletçisine…”
sesiniz, diyorum; kulaklarımda ağrısı,
cırcırlar ötüyor, hâlâ sesinizde,
önümde; mutsuzluğun örümcek ağı gibi sardığı, insan ormanları,
kulağımda; kirli denizlerin fısıltısı…
durmadan, başka şeylere benzeyerek iniyor akşam
ben bir orman bilirdim
her kuşun başına bir ağaç
tıka basa yağmur
yeni kelimeler koşuluyor, şiirlere
sözlerinize daha çok dikkat edeceksiniz artık
böyle bir ikindiden sonra hele,
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!