giymişsin yeşillerini, gelmişsin, yeni sürgünlere benzeyen
eskinin ihtiyar yüzünü doğrulayıp
yenileri yetiştirip gelmişsin
büyük susuyoruz, büyük
acılar, taşıp dökülüyor susuşlarımızdan
gökyüzü dalgın
yaşatamadığımız kadınlar, kadınlıklar için…
çıplak ayaklarıyla kadınlar;
mutlak bi’ meyveye benzetilen gözleriyle, nehre inerler…
her şey vardı ve eksiksizdi; gökyüzü de
hatta bulutlar bile
her şey usûlünce, makâmındaydı, her şey, bizden habersiz
Geldiydim. Hoş gelmiştim. Hoş da gelirdi evvelâ.
Buldum kendimi, düşüncenin çürüdüğü bir mezarda
ne çok söz, dil ve fikir, ne çok evrak
İbrâhim, şimşek çalar yüzüne
şimşekler yağarken doğmuştu, göğün yüzüne
yüzün yuğdukça böyle
yüreğim çözüldü işte
peşisıra, aklımın kuşlarını saldım
işitirsin diye belki
tut ki, seni hiç sevmedim
tut ki, hevesim kursağımı kanatarak geçti
eridi ağzımda, geçmişin buzu
“ülkesi kana yatırılan çocuklar için”
uyanıp, öğle uykusundan
kirli yüzümü yıkadım
yine de ellerimiz devam ediyor, dünyanın önünü iliklemeye
önyargılarla, önsezilerle, öndeyişlerle, önceliklerle
birine, bir yerlere hepimizden önce çağrılan, önadlarımızla
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!