Ben gözümü Toroslar’da açmışım,
İsmimi koymuşlar Toros sediri.
Ta küçükken dervişliği seçmişim,
Anam Nakşî idi, babam Kadirî…
Kokumuzla dünyalara değerdik,
Anlatır ölümü,ağlatır beni,
Gözlerimde nemdir mezar taşları.
Sessizce söyleşir eskiyle yeni,
Ne kutlu bir bir demdir mezar taşları...
Gönüller terkedip köşkü,sarayı,
Biliyordum veda edeceğini,
Sükûtu hayale uğrattın beni!
Biliyordum böyle gideceğini,
Herkes gibi sende ağlattın beni...
Telefon sesiyle kalktım yataktan,
Nerden geldik, nasıl geldik dünyaya?
Kendimize sormalıyız arkadaş!
Kim şekil veriyor üç damla suya,
Aklımızı yormalıyız arkadaş!
Ölmemeye kimin gücü yetiyor,
O güne dek endamını bilmezdim,
Ansızın karşıma çıkmıştın zeytin!
Yeşil gözlerinde ince sır sezdim,
Yüzüme esrarla bakmıştın zeytin…
Barış timsalisin bir tek dalınca,
Elif derken dönmüşsünüz elife,
Rahmeti Rahman’a erin serviler.
Ağaç âleminde varsa halife,
Bulunmaz eşiniz narin serviler…
Çeliği kararmış kılıç halleri,
Muazzam bir güzelliksin,büyürsün gözde İstanbul,
Eser sevgin gönüllerden,bu rüzgar özde İstanbul...
Ne çok âşıkların varmış; gelen hayran,giden hayran,
Neler çizmiş senin meşkin gülen her yüzde İstanbul...
Bir içim sigaramı,
Yakmaz inatçı yârim.
Hep kanatır yaramı,
Bıkmaz inatçı yârim.
Hep rest çeker restime,
İstanbul’u sevmek, seni sevmek gibi zormuş,
Her gün batımından kalan avcumdaki kormuş…
Tiryâkiyi esrâr, umarım böylesi yakmaz,
Bir kere tutuldun mu yeter, sonra bırakmaz…
Biz seninle bir ağaçta açmışız,
Aynı tastan suyumuzu içmişiz,
Bir tûmanda iki kiraz seçmişiz,
İflah olur muyum görmezsem seni?
Olmaz dedin, dağlar koydun araya,
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!