Sensizlik bembeyaz bir ormanda
Apaçık koşturan
Yılkı bir kula kadar çaresiz.
Bir çam uçsuz ovaya;
Cesur, itidalli.
Bir gölgenin elçisi bu
Bir sığla ağacı düşün
Yaprakları utancından kızarmış olsun.
Utancından ama
Öyle sonbahar falan geldi diye değil,
Bildiğin nisan ayının ortasında kızarmış
Utancından.
Ne beşerden nasibini almamış dünyevi kaderim
Ne de lahzaların nefretinde eriyen sevda
Tesiri yok hiçbirinin
Ben ki
Kimsesizlerin kurtarılmış zevahirlerine geçit vermedim
Söylediğim ne varsa dünden
Bir öğüt
Yahut bir övgü kendime
Hiçbiri bu şiire ilham olmadı.
Geçmişime haslet
Çaylak yaşlardan nasiplenmek ümidiyle
Tarih olan saniyeleri
Gökyüzünü çehreme sığdıran rüzgârdan
Çok daha önemsediğim yaşdayım
Etraf beynimizi tekrara düşüren sonsuz kayboluş imgeleri ile mücehhez
Pazarlar yeni sokaklar bulmuş kendilerine,daha modern
Yetenekli bir çocuğun dramında saklıydı efsunkâr bakışının mavi şapkası.
Bakışlarına kar yağıyordu
Çocuğun dramı ayaz.
Malumatım da yok mavine dair
Bilinen ile bilinmeyen arasında bekliyorum.
Acıyı da muhteşem bir bilgi olarak görüyorum artık Müjgan
Birisi çıkıp insanı palamarla insanlığa bağlasaydı;
Titanik batmayabilirdi.
Çünkü ben hiç palamarı koparacak bir takaya rastlamadım azizim..
Yorgun görünüyorsun
Kaç gün kaldı bitmesine
Çok zaman almaz demiştin
Bir çiçek ve birkaç rüya vardı sanırım
Bir de adam
Adamın yüzü görünmeyecekti zaten öyle hatırlıyorum
Güzelliğin haddir, ötesine çıkılmaz
Sanrıdır gülüşlerin hikmetine varılmaz
Berika-i gözünden ateş olsa kaçılmaz
Yokluğunda ilim var, hasretinde yansam
Varlığında rehavet, yollarını kazsam
Ben saadeti kuşluk vakti öğrendim
Anneme tebessüm ettirirken çapaklarım
Tepelerden çıkar gelirdi kapımıza
Gökyüzünü annemin alnına sığdıran
Şafakla gülebilmenin sahiliğiydi
Çok gençtim o zamanlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!