Hâlâ.
Hâlâ buradayım.
Hâlâ aynı sokaklardan geçiyorum , farklı şehirlerde, farklı yıllarda, aynı yürekle. Her virajda bir umut, her kırmızı ışıkta bir duraksama, her camdan dışarı baktığımda bir "ya şimdi?".
Hâlâ bir şey yazarken, bir şey okurken, bir şey dinlerken aklıma düşüyorsun. Düşüyorsun işte. Davetsiz, habersiz, izinsiz. Kapımı çalmadan giriyorsun. Kapım hiç kilitli değil zaten. Kilitlenecek bir şey kalmadı ki.Her şey viran….
Hâlâ seninle konuşuyorum. Aramızda onlarca yıl, binlerce kilometre, sayısız suskunluk var. Ama yine de konuşuyorum. Sabahları, işe giderken, bir kahve içerken, gece yatarken. Bazen fısıltıyla. Bazen sadece aklımdan. Bazen hiç ses çıkarmadan sadece "biliyorsun ya" diyerek.
Hâlâ bir şeyler biriktiriyorum. Sana anlatmak için. Küçük şeyler. Bugün şu oldu, şunu gördüm, şöyle hissettim. Ama biriktirdikçe ağırlaşıyor. Ve hiçbirine bir yer bulamıyorum. Sadece söylenmemiş ''özledim''ler.
Hâlâ adını söyleyebiliyorum. Dilim takılmadan. Yıllar önce olduğu gibi. Sanki hiç ara vermemişim gibi. Geceleri uyumadan önce bir an duruyorum. Bir şey bekler gibi. Belki telefon çalar. Belki bir mesaj gelir. Belki bir yerlerde bir kapı zili çalar ve içimden bir ses "bu o" der. Ama çalmaz. Gelmez. Çalmaz.
Hâlâ aynı müzikleri dinliyorum. Aynı şarkıların aynı yerlerinde aynı yere dokunuyorum göğsümde. O şarkılar seninle dinlendi. Şimdi sensiz dinleniyor. Ama aynı notalar. Aynı nefes. Aynı boğaz düğümü.
Hâlâ sabahları uyandığımda bir an unutuyorum. Ne mi? Her şeyi. Bitmiş olduğunu. Geçmiş olduğunu. Senin hayatımın bir cümlesi değil, sadece bir dipnotu olduğunu.
Hâlâ bir gün seni bir yerde görmekten korkuyorum. Hem istiyorum hem korkuyorum. Çünkü ne yapacağımı bilmiyorum. Sarılacak mıyım? Uzatacak mıyım elimi? Yoksa olduğum yerde donup kalacak mıyım? Ve sen ne yapacaksın? Tanıyacak mısın beni? O eski beni? Yoksa yanından geçip gidecek misin bir yabancı gibi, bir hatırasız gibi?
Hâlâ aynı soruyu soruyorum kendime: "Ya o gün başka türlü yapsaydım?" Ama bilmiyorum. Kimse bilmiyor. Belki hiçbir şey farklı olmayacaktı. Belki yine aynı yere düşecektik. Ama insanın içinde bir ''ya'' kalıyor işte. O ''ya'' yoruyor. O ''ya'' döndürüyor geceleri başka başka kıtalara. O ''ya'' asla iyileşmeyen bir yara gibi….
Hâlâ seni özlüyorum. Ama artık o eski gibi değil. Eskiden bir dağ gibiydi, üstüme üstüme geliyordu. Şimdi bir nehir gibi. Akıp gidiyor. Bazen duruyor, birikiyor, taşıyor. Sonra yine akıyor. Hep aynı yöne… Okyanuslara dökülmeyen bir nehir. Bin yıl geçse de denize ulaşamayan bir su yolu….
Hâlâ buradayım.
Bunu söylemek bile yetiyor. Yetmiyor aslında. Ama söylüyorum. Çünkü başka bir şey kalmadı.
Buradayım.
Hâlâ.
Senin olduğun hiçbir yerde değilim
Ama senin olmayan her yerde, bir yerlerde, bir şekilde, hâlâ. Nehirler durmaz, bilirim. Hareketsiz, zamansız, isimsiz. Ve Nehrin dibinde bir anahtar. Onu çok önceden bu nehre ben attım…Tozlanır. Paslanır. Neden mi attım? Belki de anahtarı atınca, kapının da yok olacağını sandığım için… Belki kapısını bir daha açmamak için…. Nehrin dibinde çürüyen, zamanın ağırlığıyla eğilip bükülüyor, üstüne kumlar doluyor fakat o aptal, inatçı, anlamsız anahtar yok olmayan bir ''burada''….
Şimdi susuyorum.
Ama susmam, bir şey değiştirmiyor. Çünkü sessizliğim de seni anlatıyor.
Ses ver.
Duy beni.
Ara beni.
Çünkü ben hâlâ buradayım.
Hâlâ… Aynı yerde... Aynı yürekle... Aynı yarayla...
(Hâlâ Buradayım / Ahsar Zerefşan Mayıs -2026)
Ahsar ZerefşanKayıt Tarihi : 4.05.2026 22:33:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!