Beni bırakıyorsun
bugün gidiyorsun
sonsuzluk bizim şehrimiz
en yiğit aşkları
yaşayan benim
benim uzay
Zaman şekeri eritti
döktü pencereden
aşağıda bir dilenci çocuk
elleriyle yakaladı taneleri
yıkadı bir güzel
sundu misafirlerine
bıraksalar ovalara dağlara sığmayacağım
karanlığı seviyorum yüzler açık yalan yok
haydi gel dostum ol seveceksin beni
gereği yok birbirimizi anlatmaya
güçsüzlüğümüzü göstermeye
kıskançlık gösterisine
Çanlar çalıyor
duymuyor musun?
atlı arabalar vardı eskiden
yük taşırlardı
atlar ezilirdi
arabalar eskirdi
Gözüpek bir avcıydı
1500’lerde
şimdi o nerelerde?
Gün, gece olmak zorunda
gece de gündüz
Sarmaşıklarda yazılı adım
bir yolcu gemisinin kaptanıyım
ufukta şimdi apaçık hissediliyor
senin yüzünde koşarcasına dalıyorum
sığ denizlere
labirentten yeni çıktım
Birden kağnılar doğruldu
öküzler iplerini kopardılar
o kalın acımasız iplerini
yularlarından boşalınca ağıt yaktılar
başlayınca kağnılar ağır ağır ağlamaya
yeni bir devrilme başladı
Gözümün önünden geçiyor
bir bir yaralılar
savaşta
elimiz ellerine uzandı
nasıl göremezsin
biz onlarla kardeştik
As kederini
kendi ellerinle tavana
ip te hazır
dola boynunu
dola boynunu doyasıya
as kederini
Adım adım tırmalarken
sayfalar öyküyü
bir bülbül şakıması olmalı
duyulan uzaklardan
girecek koynumuza bir gün: yarın
sesleri yırtılacak tavşanların
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!