Bir kul, bir insan ve bir hiç.
Bir bebek ağlıyor kundakta.
Bir bebek, başına geleceklerden bihaber.
Başucunda bir çocuk,
Sallıyor beşiği.
Ayrılır bir gün ellerimiz
Tutulur kalır dizlerimiz
Zaman denen döngüde kaybolur izlerimiz
Yine de sevmeye bahane buluruz biz
Geçmişi sorgulamaya fırsat olmaz
Saçlarında umut taneleri, gözlerinde hüzün yağmuru.
Ağlıyor desem eksik, gülüyor desem yalan.
Bir kadın tanıdım, zamanı elinden alınan…
Ne yana dönse uçurum, kime tutunsa hüsran.
Ağla hadi, hadi anlat. Nasıl dayanır bu derde insan?
“Kim anlar beni?” dedi. Hangi dil? Hangi lisan?
Yanarsın, içindeki koru görmezler
Bir damla su verene müptelasın gönül
Yarana bakıp merhem sürmezler
Tuz basana divanesin gönül
Güvenme dedim gençlik çağına
Yürü! Geride kaldı acı.
Karanlığa ışık olmak, değil her yüreğin harcı.
Annen “Pes et!” diye mi çekti sancı?
İnsan kendine olmaz bu denli yabancı.
Hadi kalk, sarıl içindeki umuda.
Her zaman bulurdum kendimce bir yolunu
Böyle düşünmedim hikayenin sonunu
Gurur deyip bağladılar elimi kolumu
Gülü ele verdim, dikeni içimde yara kaldı.
Ermek istedim seninle sevdanın sırrına
Vazgeç gönül, vazgeç bu sevdadan
Sana lâl olan, ele bülbül, bilmez misin?
Âşığa vuslat ar olur, yiğide meydan dar
Her kışın sonunda bir bahar var, görmez misin?
Başlamak gerek bir yerden dediler
Doğmakla başladı çoğu
Ben ölümü seçtim
Hor gördüler, ahiret yokmuş gibi
Roman okuyor adamın biri
Beni korkutuyor öfkemin azameti,
Gel de hayra yor bu alameti.
Kim kaldıracak şimdi üstümüzden melâneti?
Hüznün ertesi abad olur sandım.
Yandım, tüttüm nefsin ocağında,
Gel bir yağmur damlasıyla
Gel bir hasret rüzgârıyla
Kavrulmuş yüreğimde çiçekler açsın
Gel baharın tam ortasında
Solarken ömrümün en güzel yılları




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!