Bir kul, bir insan ve bir hiç.
Yaz bitmek üzere,
Bak, kapıda sonbahar.
Geldi en sevdiğim mevsim;
Dökülsün yapraklar, dağıtsın bir rüzgâr.
Sonra yağmurlar başlasın,
Bir bebek ağlıyor kundakta.
Bir bebek, başına geleceklerden bihaber.
Başucunda bir çocuk,
Sallıyor beşiği.
Ayrılır bir gün ellerimiz
Tutulur kalır dizlerimiz
Zaman denen döngüde kaybolur izlerimiz
Yine de sevmeye bahane buluruz biz
Geçmişi sorgulamaya fırsat olmaz
Saçlarında umut taneleri, gözlerinde hüzün yağmuru.
Ağlıyor desem eksik, gülüyor desem yalan.
Bir kadın tanıdım, zamanı elinden alınan…
Ne yana dönse uçurum, kime tutunsa hüsran.
Ağla hadi, hadi anlat. Nasıl dayanır bu derde insan?
“Kim anlar beni?” dedi. Hangi dil? Hangi lisan?
Şimdi sana dair tüm duygular mahcubiyetim
Öfkem sığınağım, mecburiyetim.
Hatıralar aklımın bir köşesinde yetim
Seni sensiz yaşamak mıydı diyetim?
Bir damla gözyaşı…
Yanarsın, içindeki koru görmezler
Bir damla su verene müptelasın gönül
Yarana bakıp merhem sürmezler
Tuz basana divanesin gönül
Güvenme dedim gençlik çağına
Yönünü kaybetmiş gönlüme mihraptı
Hapsetti benliğimi, tuttu zaptı
İçimde sönmeyecek bir ateş yaktı
Nemrut’u bile kıskandırdı gözlerin
Ferhat görse vazgeçerdi Şirin’den
Toprağımız sert, sularımız serindi
Önümüze gurbet denen yollar serildi
Menzili belirsiz yüreğimiz hasretle gerildi
Tükettik günleri yarının peşinde
Gayemiz bir gün dönmekti geriye
Yürü! Geride kaldı acı.
Karanlığa ışık olmak, değil her yüreğin harcı.
Annen “Pes et!” diye mi çekti sancı?
İnsan kendine olmaz bu denli yabancı.
Hadi kalk, sarıl içindeki umuda.
Her zaman bulurdum kendimce bir yolunu
Böyle düşünmedim hikayenin sonunu
Gurur deyip bağladılar elimi kolumu
Gülü ele verdim, dikeni içimde yara kaldı.
Ermek istedim seninle sevdanın sırrına




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!