Habibe Merih Atalay Şiirleri - Şair Habi ...

Habibe Merih Atalay

AŞKSIZ DA DOSTSUZ DA OLMAZ, OLAMAZDI!

Eskiler sandığından çıkanları okuyunca 11 yıl geriye kayıyor şimdi zihnim. Yine şimdiki gibi, gecenin bir yarısındayken İzmit'ten Hereke'ye gitmekte olan bir trenin içinde uyuya kalışımı ve Hereke istasyonunu geçip gidişimi sonra gerisin geri otobüsle dönüşümü... Hereke otobanında tek başıma inip taksiye binerken Y-Han'ı arayıp uykusundan uyandırışımı anımsıyorum da... tabii o zamanlar adı Y-Han değildi; bu ünvanı alması 10 yıl sürdü onun da, daha uğruna nelelerimi feda edebileceğimi asla bilemeyecek olan aşığımın... Uff! Ne heyecan ne heyecan! Üstüne üstlük ne büyük bir riski göze alarak...

İstanbul’da kaybolduktan sonra tarihi surlarda ölü olarak bulunan Portorico asıllı Amerikalı amatör fotoğrafçı Sarai Sierra... ya da 31 Mart 2008, Kocaeli'nde ölüsü bulunan İtalyan sanatçı ve aktivist Giuseppina Pasqualino di Marineo ya da daha çok bilinen adıyla Pippa Bacca gibi... canına susamışcasına hem de. Ama benim adım "Barış Gelini" değildi ve canıma değil... cana... aşka susamıştım. Tecavüze uğramam söz konusu değil daha çok tecavüz etmem söz konusu olabilirdi. Boğularak öldürülmem değil de ancak boğarak öldürebilirdim... o da... kalemle ve yazıyla elbet!

Devamını Oku
Habibe Merih Atalay

AKLIMDAYKEN ŞUNU DA EKLEMELİYİM

Gecenin 3 ünde yatıp 08:49:37 de soluğu burda almamın endişeye mahal bir yanı yok. Korkmayın. Bu kez meraklı bir Pandora* değil karşınızdaki, son kararımda kutumu açınca içinden yalnızca umudu bırakarak bir şeyler kaçmayacak; ne de bilgi ağacımdaki elmamı size yedirecek filan değilim ve kimse de bir kez daha cennetinden mennetinden kovulmayacak. Bundan sonraki yaşantınızda da ne baştan sona büyük bir düzensizlik ve bölünmeye yol açar hikayem ne de sizleri değiştirmeye ve çakılı olduğunuz zeminlerinizden söküp atmaya gücü yeter, ancak bütün bu olanlar yine de yaşamsal tüm kuşatmalarınızı üzerinizden kaldırıp uzun vadeli dolambaçlı bir yolculuğun başlangıcını işaret ediyor olabilir sizlere, artık orasına karışamam.

*Entropi adlı kitabı okuyorum da şu günlerde, etkilendiğim cümlelerden alıntı yapıp üzerinde oynadım biraz. Bu metni kaleme almaya başlayışımın bir anneler gününe rastlamış olması erkeklere duyduğum aşkın ve sevginin annece olduğunu düşünüşümden olmalı gayri ihtiyari... başını okşamak, yanağını sıkmak, harçlık vermek, kızınca şamar atmak, yaramazlık yapınca eline vurmak, kulağını bükmek, kızlar kadınlar ve seks hakkında ileri geri konuşmak gibi özellikler taşır sevgim de aşkım da nefretim hoşgörüm şefkatim dostluğum arkadaşlığım da erkeklere karşı. Dayanılmazımdır yani kısaca! Nedense hiç darılamam küsemem tavır bile alsam kısa sürer, geçicidir, sonunda yine bağışlar, şefkatle açar yüreğimin içine alırım hepsini.

Devamını Oku
Habibe Merih Atalay

HEVES HEPSİ HEVES

Sözünü ettiğim o aralık tam olarak 1982-83 yılları arasını kerteriz alıyor.. Yani 20 ye bastığım ve 21 olduğum yaş aralığım. Tam tarifi her şeyin yerle bir edildiği bir 'yıkım yılı' olduğudur ve bilinç altı yapı taşlarımın tek tek yerinden oynatılarak yerlerini şimdiki hayatımı oluşturacak şekilde yepyeni gıcır gıcır ve renkli sinemaskop karo mozaik taşlarıyla bezenmeye başlanmış oluşunun yılı. Bu aralığı bilmeyen nasıl yaşandığına tanıklık etmeyenler için önerim bir tür antikite restaurasyonunu canlandırmalarıdır gözlerinde. Sanırım yazıya duyduğum bu tutkuyu o zaman daha iyi anlayacaklar. Tabii ilerde ben de anlatabilirim. Yine bir cesaret bir gün ayrıntısına girebilirim ancak şimdi değil. No not yet! Hem bakarsınız ilerde, sadece o anların ayrıntılarılarını ele alan başlı başına bambaşka bir roman da okuyabilirsiniz benden. Neyse.

Hayatımın bugünkü mimarisi kendi ellerimle yeniden yapılandırılıp yükseltilmesi, profiliminin de sıfırdan kütleleştirilmesi gerekti yine kendi ellerimle. Bu da bende mimariye ve heykeltraşlığa ilgi uyandırdı dahası yazı sanatına kaydırdı ilgimi. Diplomam oyunculuk sanatıydı ama ve işte Ren Kışı dedikleri ve en zorlu yol sahneleri burda başlıyor... bu yolda... bu -y- ayrım noktasına gelene değin de hiç farkettirmeden girişmiş olduğum Karlar Kralıyla olan mücadelemin hikayesi başlıyor.

Devamını Oku
Habibe Merih Atalay

RÜYASINDA KENDİNİ DARI AMBARINDA SANAN AÇ VE BİTLİ BİR TAVUK MUYUM Kİ
TRT KORİDORLARINDA EŞİNİP DURACAĞIMI SANIYORDUNUZ?

Eğlencenin temel unsuru insanları birbirine yakınlaştırmasıdır öyle değil mi? Ya da hayatın bir amacı da budur diyelim: eğlenmek. O halde temel unsurlarından biri de yakın temas kurmamızı sağlamasıdır bu eğlenceliklerin insanoğlu ve kızıyla. İnsani tüm farklılıkları göz ardı etmeyi ve iç içe geçirip özlü bir yapı oluşturmayı kolaylaştıran bütünleştirici bir zamk gibi değil midir gerçekten de eğlenceler? Şöyle güzelce kabarmış, nefis kokulu bir ekmek düşünelim mesela şimdi! Taptaze, fırından henüz çıkmış... Nasılda ağzımız sulanıyor, midemiz kazınıyor öyle değil mi bu saf ekmek kokusundan? İçinde kimbilir kaç unsur var ve bu işte de kimbilir kaç ustanın parmağı?

İnsanlar eğlenmek için bir araya gelirler ve birlikte eğlenirlerken bir araya gelişlerini eğlenceli hale getirmeyi başardıklarında en kötü havalar açıvermez mi, moraller düzelmez mi? Bir arada eğlenemeyenler soğurlar birbirlerinden, uzaklaşırlar ve bir daha yanyana gelmekten kaçınırlar. Ancak eğlenerek hele de yardımlaşabilen topluluklar ne mutlu topluluklardır; onları hiçbir ayrıştırıcı güç ele geçiremez, zapt edemez, esir alamaz, tüketemez, yok edemez ve açlıkla tehdit edemez...

Devamını Oku
Habibe Merih Atalay

BU OYUNDAN SIKILDIM ARTIK NE YAPACAKSAK YAPALIM!

Bu önemli bir cümle. Önemli ve güçlü. Kaç günde gelindi bu cümleye? 7. gün. Tam bir haftada! Süper değil mi? Böylelikle kaldı önümüzde 358 gün!

Gün boyu sürdürdüğüm bu çaba da neyin nesi? Niye oturduk masa başına yine? . Bu kez neyin içine ha düştük ha düşeceğiz? Ne yapmak istiyoruz? Ne yapmak istiyorsak yapalım artık!

Devamını Oku
Habibe Merih Atalay

EĞLENCENİN SONA ERDİĞİ ANLAR OLUR... E AMA!

Ve işte bu da o anlardan biri...

Yazarımızın kaderi de kadersizliği de hikayemizi her halükarda sürdürmemizi gerektiriyor ne yazık ki. Yazar da iyi hissetmiyordu kendini demek ki okuyucusu da üzgünmüş onun gibi. Tek yanlı değil bu kez yazarın iletişimi... bu hem sevindirici hem hüzünlendirici.

Devamını Oku
Habibe Merih Atalay

SANATÇI

Size bunu neden yapıyorum diye düşünmeyin sabah sabah. Yaşamımızın koşullarını kendimiz oluştururuz. En iyisi neyse ve en hayırlı, onu oldurmaya çalışırız. Kaçacak yer yok. Boys Don't Cry – Erkekler ağlamaz diyor bir şarkıda. Elbette. Erkeklerin değil kadınların ağlamaları yakışık almıştır hep. Bu nedenledir ki ben belki de hep size ağlayacağım bundan böyle. Sizin şu yorgun omuzlarınızda. En dayanıklı omuz yine de sizinkiler çünkü.. Siz erkek tüketicilerin.

Sözlerin içine girdiğimizde, hasbelkader çevirisine şöyle bir göz atarsak "Erkekler Ağlamaz; Üzgün olduğumu söyleyebilirdim, eğer düşüncelerini değiştireceğine inansaydım..." diye başlıyor ilk cümleleri şarkının... "Fakat şunu biliyorum bu sefer çok fazla söyledim, hatta fazla kaba olarak. Bunun hakkında gülmeyi deniyorum şimdi, yalanlarla onu örtbas etmek için. Denedim ve buna güldüm gözlerimdeki yaşları saklayarak, çünkü erkekler ağlamaz. Erkekler ağlamaz... ayaklarında bozulabilirim ve affedilmek için yalvarırım, sana yalvarırım... fakat... bunun için çok geç olduğunu biliyorum ve şimdi yapabilecek hiçbir şeyim yok. Bu yüzden gülmeyi deniyorum yalanlarla onu örtbas etmek için. Bunun hakkında gülmeyi deniyorum, gözlerimdeki yaşları saklayarak... çünkü... erkekler... ağlamaz. Sana anlatabilirdim, seni sevdiğimi, eğer kalacağını düşünseydim. Fakat biliyorum bu işe yaramaz, sen zaten gitmişsin. Senin limitini yanlış değerlendirmişim. Seni çok fazla uzağa itmişim. Senin... evet kabul ettim, senin bana daha çok ihtiyacın olduğunu düşünmüştüm. Şimdiyse... hiçbir şey yapamam seni benim tarafıma geri çekmek için. Fakat hala gülmeye devam ediyorum, gözlerimdeki yaşları saklayarak çünkü... erkekler ağlamaz... erkekler ağlamaz... erkekler ağlamaz."

Devamını Oku
Habibe Merih Atalay

(deneysel romans)




*Dikotomilerin** varlığı kültür yaşamındaki daha derin bir yarılmanın ifadesidir. Felsefenin amacı bu yarılmayı ortadan kaldırmak ve birliği yeniden inşa etmektir. Felsefenin kabul ettiği form daha yakından bakarsak, bir yandan Tinin canlı özgünlüğünden ortaya çıktığını görürüz...Öte yandan çatallanmanın [Entzweiung] varsaydığı ve sistemin kaynaklandığı özel formdan ortaya çıkışını görürüz. Çatallanma felsefeye duyulan ihtiyacın kökenidir ve çağın kültürel formasyonu [Bildung] gibi bu formun verili ve tutsak yönüdür... Karşıtlar, Tin ve madde, ruh ve beden, inanç ve anlama, özgürlük ve zorunluluk vs. biçiminde, bir zaman... önemliyken ve bir zamanlar ağırlıklı insanî isteklerin nesnesiyken, kültürel formasyon sürecinde akıl ve duyarlık, zekâ ve doğa; ve mutlak kavramı açısından, mutlak öznellik ve nesnellik karşıtlığına dönüşmüştür... bu sabitlenmiş karşıtlıkları aşmak [aufheben] aklın tek isteğidir.***

Devamını Oku
Habibe Merih Atalay

içi doldurulur zamanla tüm boşlukların
öyle masum görünüyorsun ki sevgilim
sevgin batıp çıkar dalgaların arasından
sevgilin yitip gider şefkat bağrında bağın
kes yapıştır tablo orkidelerin
gökyüzünde sanki birer buluttular #

Devamını Oku
Habibe Merih Atalay

"zararsızca ziyansızca bulmalı
çareyi,
çare ile çareye,
çare olmalı,

herneyleyse?"

Devamını Oku