Kaç engebe, kaç eşikten atladık,
Kaderin çetrefilli oyunlarından çıktık,
Ne nefsimize ne ellere takılmadık,
Yolumuzdan şaşmadık da neden yolun sonunda
Birbirimizi Allah’a ısmarladık.
Feleğin çemberinde çok mu oyalandık,
Hangi kem göze, kimin ahına uğradık.
Hatrı kırk yıllık, acısı bin yıllık kahve gözlerinin önüne
Kaç karanlık perde indi de
Yönünü bilemez, sözünü dinlemez,
Geçmişimizi göremez oldun.
Gözlerime umutla, aşkla bakan bir çift göze,
Sendeki beni anlatamayışımı anlamak ne de zor.
Aaah, yüreğimden dökülen her cümlenin
Ayan beyan öznesi.
Tek bir sözüme yüklediğin yüklemler,
Bizi baharlardan kışlara kor.
Umutla diktiğimiz fidanların
Yokluğunda büyüyen gövdesine yaslanıp,
Belki ak saç, ak sakal tarayan,
Torunlarımın başını okşayan bir ihtiyar dahi olsam,
Yaşadığımız aşkı
Onlara güzel bir masal olarak anlatacağım.
Kahve gözlerinin kırk yıllık hatrının yasını
Kırk yıl sonra da olsa tutacağım,
Beni acze sürükleyen anılarıma
Acı tütünler basacağım,
Seni her düşündüğümde
Gökyüzüne bakacağım,
Ömürden geçen günlere çeltikler atacağım,
Yaşlanan bedenimle adım adım
Mahşere yaklaşacağım.
Kayıt Tarihi : 31.10.2021 17:49:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!