İlkin indi yeryüzüne tane tane.
Bir anne kadar sessiz,
Bir çınar kadar ağır ve yavaş.
Bir alkış tufanı aldı üstümüzdeki delik brandayı, çıktım.
Söğüt ağacını bilirsiniz.
Uzaktan korkunç; hele ki gece...
Sapkınlık sarmışsa durum vaziyeti
Askıda kalmışsa kulun vazifesi
Hangisine takılır bu millet
Onca kanca arasında koyun gibi
Düşün ki kendi bacağına bile kadir değil
Sadece sessiz ve kimsesiz
Yüksek, sipsivri bir yerde mesela
Kimseye ve hiçbir şeye dokunmadan.
Yer olmasın; ayağımın altında pamuk da istemez, demir de.
Koyu gri, bulutlu bir hava isterim yerimde,
Umutsuz bir hayat isterim gerimde.
Karalanan her şey güzel çıkmaz, karalamadır.
Ama ilk cümlen güzelse şiir olur.
İlk cümlem güzeldi ki elbet şiir olacaktır.
“Ne bileyim, sesini duysaydım ağlamaklı, seni güldüremeyebilirdim.”
Nasıl demişse şu adam, işte tam tersidir:
Şiir sihirli değil, sen sihirli bir şiirdin.
Varmak değil, yol güzel derler.
Yol, çok kötü olur bazen.
Mühim olan, varacağın yeri
Daha varmadan güzellemek değil;
Adımların endamı.
Öğrendim bir kütüphaneci dayıdan ne yaşadığımı
Ve zormuş diyor yaşamak bunu
Hadi sor sen de tarifsiz yolunu
Yaşarken değil ölünce anlıyormuşsun
Acısı damağını yakarken.
Ben sevdim yaşamayı;
Yitirdim güneşe inancımı.
Doğmuyor hiçbir gün, gri silüetler ardından.
Yeniden yinelemiyor,
Hani o ilk ışığı görünce
İlk savaş narasını atan,
O ilk kuşun her şafakta yinelenen,
Yaşarken ölümü, ölürken yaşamı düşünür insan.
Neden aşkların en güzeli uzak ve imkansız olandır ?
İnsan sevmek için görmek, bilmek istemez mi ?
İstemez... Nankördür insan.
Kediden bile nankörlük görürya !
En büyük benim diyeceksin o yüzden !
En karanlık anda bir şimşek çaktı
En beyaz güne mendil salladı o
İşte bu; açıkça masumiyetti
İşte bu insanlığın dikeniydi
Akıl buhranıydı diğeri
Üşüyorum
İçiyorum
Hissetmeyeyim diye sızını
Ne yapsam olmuyor yoksun
Varken varsın iyi hoş da
Varlığın da alışkanlık diyorlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!