Günaydın anne,
bu sabah yine senin sesinle uyandım sanmıştım,
mutfaktan gelen çay kokusuna karışırdı eskiden yorgun nefeslerin,
şimdi evin içinde yalnızlığın ayak sesleri dolaşıyor usul usul,
duvardaki saat bile senden sonra ağır çalışıyor anne…
ben hâlâ çocukluğumun kırık oyuncaklarını saklıyorum yatağımın altında,
belki bir gün dönersin de “atmayalım onları” dersin diye,
ama yokluğun öyle derin bir kuyu ki,
içine her gün biraz daha düşüyor insan…
geçen gece sofraya iki tabak koydum farkında olmadan,
sonra kendi ellerimle topladım sessizliği,
bir insan annesinin yokluğunda bile neden hâlâ ona hazırlanırmış öğrendim…
Günaydın anne,
dün sokakta senin yaşlarında bir kadın gördüm,
elleri senin ellerin gibi çatlamıştı, gözleri de yorgundu senin kadar,
arkasından koşup “üşüyor musun?” diye sormak geldi içimden,
çünkü sen hep herkesten önce üşürdün ama kimse anlamazdı…
hatırlıyor musun, o kış evin camları buz tutmuştu da
sen sobanın başında gizlice ağlamıştın,
ben çocuk aklımla duman kaçtı sanmıştım gözüne…
meğer insan bazen ekmeği üçe bölüp
kendine düşen açlığı çocuklarından saklarmış anne…
o gün sen bana masal anlatırken
kendi hayatının en karanlık yerinde oturuyormuşsun da bilmiyormuşum…
Günaydın anne,
ben büyüdüm sanıyordum,
oysa insan annesinin dizine baş koyamadığı gün yaşlanıyormuş…
geçen hafta eski mahalleye gittim,
kapımızın önündeki taş hâlâ yerindeydi,
hani yağmur yağınca beni üstüne bastırıp çamura düşürmezdin ya,
o taş bile senden daha çok kaldı hayatımda…
bir komşu teyze “annen çok iyi kadındı” dedi ardından,
dilim tutuldu anne…
çünkü bazı insanların iyiliği öldükten sonra anlaşılırmış,
sen yaşarken kıymetini bilmeyen dünya şimdi arkandan dua ediyor…
ben ise hâlâ geceleri senin battaniyene sarılıp
bir kumaştan anne kokusu çıkarmaya çalışan çaresiz bir çocuğum…
Günaydın anne,
sana anlatamadığım şeyler birikti içimde,
bir adam oldum ama içimde hâlâ ağlayan bir oğul saklı…
kimseye göstermediğim yaralarım var benim,
sen görsen avuçlarınla örterdin biliyorum…
hani bir gece hastane koridorunda sabaha kadar beklemiştik ya beraber,
sen yorgunluktan uyuyakalmıştın sandalyede,
ben ilk kez korkunun yüzünü orada görmüştüm anne…
doktor kapıyı açınca senin ellerin titremişti,
ben o gün anladım;
bir annenin kalbi, evladının canıyla birlikte atarmış…
şimdi ne zaman beyaz ışıklı bir koridor görsem
içimde yine aynı gece başlıyor sessizce…
Günaydın anne,
eğer bir gün bu dünyanın bütün yolları kapanırsa yüzüme,
ben yine çocukluğuna sığınmış bir adam gibi seni arayacağım…
çünkü insan en çok annesiz kalınca yoruluyormuş meğer,
en çok da kalabalık sofralarda eksiliyormuş…
bak bugün yine pencerenin önünde yağmur var,
sen olsan çayı demleyip saçımı okşardın usulca,
ben de hiçbir şey olmamış gibi susardım yanında…
şimdi susunca bile kimse anlamıyor içimde kopan fırtınaları,
kimse “neden gözlerin bu kadar uzak” diye sormuyor anne…
ve ben her sabah hayata değil,
yokluğuna uyanıyorum…
senin olmadığın her günün adına da
kimsesizlik diyorum…
Kayıt Tarihi : 9.05.2026 16:52:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!