Bizler birer sirk hayvanı yansıması,
Dünyanın girişindeki ateş çemberi.
Üstünde sallandığımız ip, nabız çizgisi,
Altında yattığımız göğün pençesi.
Nefesimizi zemine çivilemek için,
Lanetli bir kahramanın hikayesi
Opaklığı olmayan ışığın gölgesi
Karanlığa hükmeden şeytan tahtında
İhanetle yoğrulmuş bir çocuğun resmi
Kralın soğukta unuttuğu çocuklar
Ben hâlâ bıraktığın gibiyim tanrım;
biraz yalnız,
biraz kaygılı,
ama çokça öfkeli...
terk edilmiş bir zihin enkazında
hükümsüz kılınmış yeminlerle
isimsiz şiirlere atadığın gözlerin
sessizce aynanın içinde sana bakıyor
işkenceye tabi tuttuğun zihin köşen
Kalemimin uzandığı boşluğa uzanıyorum
Sanki mürekkepbalığı dolu bir derya
Ama korkudan değil, utangaçlıktan
Kaçtığım her bakış yeni bir mısra
Tek ses, yankılanan teveccühüm...
Gözlerinin derinliğinde sıklaşan bir orman,
Köklerinde sönmez bir yangın tutar beni.
Isınmak için eğildikçe biraz daha yanarım,
Tilya; adın, içimde sararan bir yaradır.
Dünya çekirdeğinde saklı koca bir çölde,
Duyuyorum, göklerden yağan bereketini
Anlıyorum, ışığından koruduğunu gözlerimi
Anlamasam da Tanrıca fısıldanan sözleri
Biliyorum ki tek tanrıça sensin evrendeki
Benim de kayan düşlerimi tutsa bir umay
Ses kimden çok çıkıyorsa, "doğru" odur.
Aynadan yüzümüze seken o ışın;
Fikrimizin rengini sinsice kopyalarak,
Sanalın boşluğunda ivme kazanıyor.
Körebe oynar gibi, bağnazca bağlanarak,
Her delikanlının vardır bir yarası
Kimselere göstermez kendinedir acısı
Zaman ki yaraların en derin yaması
Ummadık anda yıkıverir şahı şahbazı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!