Hâbil’den kalmış mahzun bir duâ var içimde,
Kâbil’den sakındığım bir hevâ var içimde.
Bir dağın sessizliğinde bekler gibi Tûr’u ben,
Henüz kelâm olmamış bir nidâ var içimde.
Ashâb-ı Kehf misâli uyur bazı hakikatler,
Zamanı gelmedikçe açılmaz kapı içimde.
Belkıs’ın tahtı değil aradığım bu cihanda,
Tahtından vazgeçmeyen bir sevdâ var içimde.
Karun kadar çoğalsa da dünyanın serveti hep,
Bir avuç toprak kadar iddiâ var içimde.
Züleyhâ'nın yangınından kalmış ince bir sızı,
Aşkla imtihan olmuş bir vedâ var içimde.
Eyyûb’un sabrını değil, sırrını ister gönlüm,
Derdin içinde saklı bir devâ var içimde.
Dâvûd'un nefesinde titreyen ilâhî aşk,
Dağları dile getiren bir sedâ var içimde.
Süleymân'ın mührüne erişmese de elim hiç,
Bir karıncanın sesini duyan kulak içimde.
Lokman’ın hikmetinden düşmüş birkaç kırıntı,
Sorulmamış suallere cevâb var içimde.
Bir gün Yunus misâli terk edersem kendimi,
Balığın karnı kadar bir fezâ var içimde.
Ne çöl tamamen çöldür ne kuyu yalnız kuyu,
Her sûretin ardında bir mânâ var içimde.
Gördüğüm her kıssayı geçmişte sanırdım ben,
Meğer hepsi yeniden yaşanırmış içimde.
Bir ses gelir gecenin en tenha yerlerinden:
"Âlemi dolaşma, dön biraz da içine."
Çünkü Kâbe'den uzağa düşen değildir garip,
Kendine varamayan bir gurbet var içimde.
Ne Hâbil'im, ne Dâvûd, ne de Eyyûb'um ben,
Her kıssadan payıma düşen kadar var içimde.
Kayıt Tarihi : 22.06.2026 14:16:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!