Saltanâtın arife çiçeği olsaydım yeterdi,
Cumhûriyetin beynamâzı olmaktansa...
Ne bir ok ne de kurşun atsalar ona değmez,
O ki cihân yıkılsa kıymetinden kaybetmez.
Dökülmüş yaprağın göğe bakıyor,
Haberini alanın gözü akıyor.
Kudüs'üm, sokağın ceset kokuyor,
Kim bıraktı seni, canım vatanım?
Kudüs'üm, bu hâlin yürek yakıyor,
Kim unuttu seni, canım cananım?
Kuta damladı kanımız,
Yürüdü görklü şanımız.
Ardımızda sevenimiz,
Bizi bekleyenimiz var.
Yürür iken bu yollarda,
Kimi uzaktır, kınar; kimi yakındır, sınar.
Bu dünya böyle döner; ândan ne lâzım bize?
Lezzetiyle kandırır, zehrini bal sandırır,
Dâim yalan bildirir; dünya ne kansın bize?
Bir katre huzur yok ki cihana olasın mest.
Her lezzeti fânî ve de her câna gelen mevt;
İfşa ediyor âlem-i dünya bir ateşten, Gelmiş meydana, seçmiş Âdem’i eşten.
Takdîr-i ilâhî, buna isyana durulmaz.
Sabreylemeden vâsıl-ı Hakk’a kavuşulmaz.
Güller sükût eyler rahmet üstüne yağsa.
Gözlerimde asılı sanki on asrın yükü,
Damladıkça yüreğimde sel olur akar.
Bilmiyorum ruhumda kalan cânım külü,
Daha hangi çırayı değiverip de yakar.
Kopacakmış diyorlar artık firâkın teli,
Ölüm varsa kaderde,
Kalkar aradan perde.
Faydası yok korkunun,
Sorulacak sorgunun.
Sen ara bul çareni,
Çaren bekliyor seni.
Bir ney gibi ol mesela;
Sesin farklı çıksa dahî, tek sözün Hû olsun...
Ölüm bir derin çukur, ince uzun düğümdür.
Ölüm kâfire hüsrân, mü'mine son düğündür.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!