“Biliyor musun” diye başlıyordu çoğu zaman söylenecekler.
Ve kalanların daha çok söz hakkı oluyordu sevdalarda ..
Biliyor musun?
Ateşe verdiğin sevdanın külleri ellerimde ..
Mevsim bahar
Denize şarkılar söylüyor
Göğün mavisi
yorgun gün batımının koynunda dinlenir dalgalardan yorulmuş martılar
benimse dudağımın üstünde üşüyor öpmelerinden geriye kalan bir dilim ay
yalnızlığımın karnını doyurmaz buğday tarlalarından esen rüzgarlar
Sevdası kara;
Kavuşması ötelenmiş ,
kör yazgıdır aşk hayatımda.
Gittin!
Şehrin kalbine indi ayrılık.
Ben sana vuruluyorum tarihin
belirsiz zamanı herhangi bir günü ,
kendimi 18 yaşında buluyorum,
ayaz bir tipide ruhum koynunda,
Güvercin kanatlarından ,
barış şarkıları söylüyorum sana ,
Lina!
Dingin yüreğimin vaveylası,
Soğuk duvarımın güneşe bakan yüzü;
Nasırlı ellerimin narin; ipek örtüsü.
Tut ellerimden; Öyle bir tut ki !
Kırılsın utangaçlığımın müzmin kilidi.
Lina !
Karacadağ'ın başı dik Kardelen’i !
Rüzgarın deli dolu hırçın Küheylanı.
Siyah gözlerini arala Bana;
Su gibi uyut beni,
Mahkeme-i Kübra’ya kadar,
“Ve sen gittin..
Kaç sürgülü kapının ardında, bir yüreği esir bıraktığını düşünmeden”
Merhaba Sevgili..
Suyun Toprağın ve tohumun hatırına
Ateş yüreğime serinlik bağışla ,
Affet, elimde değil ,
Aylar sonra aklına gelmişim ,
Nasılsın diye sormuş,
Kurbanını merak etmiş KATİL ,
Sen vurursun da ben ölmez miyim ?
Bıraktığın kadarım işte ,
İçini ferah tut beddua etmedim ,
Yıldızsız bir gece bu ;
Bulutlar paslı hançer gibi,
Gökyüzünün bağrında vuruldu .
Yağmur inzivaya çekildi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!