“Dinle sevgili , bana emanet kaldı gidişinin ayak sesleri..
Boynuna günah kolyesi olsun , artık kimseyi sevemeyecek olmamın vebali..”
Akşamın karanlığından peydahlanan hüzün ,
Hoş geldin solumun sızısına..
Çek tabureyi otur bakalım ;
Eskidendi çok eskidendi sevgili
Toprak damlı evlerde
Kireç kokan duvarların
Gaz lambası ışığı ile aydınlanan odalarında
masallar anlatılırdı
Tâ o zamanlar
Kalbinde yırtılmış mektupla duran
yağmurun bile ıslatmadığı halde
kendi gölgesinde anbean ufalan
çakıl taşı kimsesizliği yaşıyorum
gözlerimin altında ömür yorgunluğu
ki dumanı çıkmayan ateş nasılda küle döndürür geceyi
Bu gün gidişinin yıldönümü
Birazdan kurulur hüzün masaları
Kadeh kadeh dolar gene gözyaşları
Akşamın sancılı geçişinden sonra
Gece sabaha ayak sürerken
İklim değişir , Akdeniz olur..
Gelir sonbaharda bıraktığın gülüşler..
Bütün kırgınlıklar bir neyse ye gömülür..
Bir yel gibi geçip gittin hayatımdan ,
Onca uğruna ölürüm sözünden sonra..
Geçti işte ,
Bu gece bana gelirsen eğer ;
İçimde ki zaman seni özleyen yelkovandan vurulur ..
Öpüşlerim sarar Sahra’yı çöl bedenini ..
Gideceksen Sevme..
Düşümdün..
Şimdi ise düştüğüm oldun..
Hayatımdın..
Avuç içinde ki suda annemi ,
Yüreğinde ki ateşin fıtratında ,
sevdamın silüetini taşıyan Gülê!
Beraber baktığımız iğde ağacı, yüzüne aynı anda tebessüm ettiğimiz çocuk;
Vaktine tutsak ,
yitip giden gençliğimden anlıyorum ;
Cennet nimeti sevgilim ..
Gözünden bir lokma aldım,
Dudağından bir tas su,
Yüreğin benden bahseder,
Hıçkırık tuttu ,
Gurbet
Tarih 6 Mayıs’ı koparıyordu
takvimlerden ..
Altı defa ölüp dirilmek gibi,
Sakallarımda bir veda sancısı ,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!