Sarıl sıkı sıkı umutlarıma
Bırakma eskimiş olsun düşleri
Kaç vefasız diken batsa bağrıma
Diksinler gönlüme gül diye seni
Dolsun içim dışım yalnızca senle
Sen, bu dağları bilir misin?
İlkbahar nasıl gelir,
Kış nasıl geçer?
Nasıl dökülür yapraklar,
Bir sonbaharda?
Ve... Yaz nasıl kavurur?
Boynun bükülmesin ey nazlı çiçek
Kırılırsın diye korkum elimden
Sana baharlarım hiç bitmeyecek
Bırakırsın diye korkum dilimden
Gülüşünle güler dağlar ovalar
Ağlamak yakışmaz sil gözyaşını
Bulutlar ağlasın senin yerine
Hüznünde göğsüme koysan başını
Zannetsem karışmış terim terine
Hıçkırma yıkılır gönül duvarım
Çok sıkıntılar çekti çok incindi bu yürek
Seni gördüğüm zaman hafiflerdi her sızı
Mutlu ederdi belki bir parça kuru ekmek
Gözüm görmez olurdu ne fazlayı ne azı
İçlenirdim kendime ayrıldığımda senden
Kağıt gemi yapardık çocukluğumuzda,
Bilmezdik uzakları.
İki adım ötemizdi, en uzağımız.
Belki kalbimiz küçüktü de ondan,
Mesafelere yetmezdi aklımız.
Uzakları,
Ellerimle koydum seni
Bir ananın kucağına
Sana dokundu o teni
Ateş düştü ocağıma
Dilim varmıyor unuttun
Ömrümüz böyle boşa geçecekmiş yanarım
Devayı sende gönül bir tek sende ararım
Sen uzat dudağını susamışsam susarım
Ben ancak o dudaktan içtiğimde kanarım
Gölge et dal misali yanan şu garibana
Eğer silinmişse gönül defterin
Bari kalemimi kır da öyle git
Adresini verme gittiğin yerin
Bağrıma ateşler sar da öyle git
Sakın ha dönüpte ardına bakma
Senle o masalarda geçmişimi yad ettim
Bırak hasret gidersin gözlerindeyken gözüm
İnan ki isteyerek özleminle beklettim
Bırakma ellerimi bilmesinler öksüzüm
Hani son sözüm var ya fısıldamıştım sana




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!