Ben gökyüzünü her daim mavi sanırdım
siyahtan kırma bir elem çökünce geceye
Sisli bir utanç kürlendi gözlerinde
Ben anız ateşi gibi için için küllenirken
Sen Sustun
Sustun Rana .!
Öyle güzel öylesine güzel gözlerin var ki ,
Hiçbir bahanesine sığınamıyorum kaçışların
sırıl yağmur oluyorum sevda bahçelerinde
Hayallerimin dudağına bal sürüyor gülüşlerin
Terkedilmiş bir şehri süslüyor taze ışıltıların
Ulusun sınırı aydınlanıyor yaktığın deniz fenerinde
Sen hangi yaraya iyi gelensin
Denizler merhem oldu da pir sultana
Bir sen kapılmadın şehvetine acımın
Kuyularda Yusuf, zindanlarda Ben
Ziyan olduk ta aynı evrende
Düşmedik canımızın derdine.
Gözlerindeki mührü kim kırdı
Hani göz göze gelmeyecektik bir daha
Habil gelse ağlamayacaktık
Kabile can emanet etmeyecektik
Yanıp kavrulsa da yüreğimiz,
Bir yudum su içmeyecektik sevdanın ellerinden
En son "ne okudun" bir mezar taşının üzerinde
Yaşanmışlıklar mı, , ayrılıklar mı,
Sadece isim,
Sadece fitursuz bir başlangıç, belkide zamansız bitmiş'lik.
En son hangi kitabı okudun baştan sona
Ve en son ne zaman ağladın, "avuç içine silerek gözyaşın'ı"
irticai bir sebep arıyorken bırakıp gitmeye
Yılları yırtık takvimlerde bıraktım
Sonumuz oldu bu aksi haller
Çetin sevdalar çekilmez acılar yaşattı bize
Belki de benzer acıların Kader ortağıydık
Siyahın nihan şarkıları çalardı
Ardı karanlık yüzü soytarı dünya
Bir garip histir vedası insanın
Birde bulutlardan simsiyah
Yağmur değildi toprağa düşen.
Ellerini ovuşturup gecenin ayazında
Evrensel bir mezarlıktır dünya
Ellerimde Kıtalar dolusu buhran.
"Kimse anlamaz
İştahsız'dır güneş yüzümde
Kor ateştir o geçmiş yıllar.
"Baktıkça dikişleri sökülür, üzerime dikilen ömrün"
Ne garip bir şiir ,
Adanmışlığın tozlu raflarında
Bir sürü bitap
Ne baharına yandım
Ne de Nemrud sandım seni
Toztalaz gençliğim, haylazlığım
Yaşamayı seven çocuklardık
İyi çocuklardık aslında
Sırt çantamızda rengârenk umutlar
Ekmeğimizi reçele banıp
Doyan çocuklardık




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!