4Dünya karanlıktı sanki son asırlarda.
Bir Güneş doğuyordu Samsun’dan Anadolu’ya.
Büyüyecekti o ufuk, ta ki bu zulüm dursun.
Öyle oldu zaten; bu zifiri karanlık son olsun!
Bir varoluş mücadelesi küllerinden;
Sersefil olmuş zaman, saatler rotasız;
Yüzünde ki ben solmuş mu, anne?
Günler sevgiliye meftûn koşar amansız;
Gözlerinde ki fer sürme çekmiş yâre.
Ben giderim, yol uzar da uzar;
Sesin kulaklarımda çınlar, anne.
Aynaya yansırdı yüzün
Güne gözlerinle başlamak ne güzel
Ne güzel sana bakmak gizlice
Göz göze gelme heyecanı içinde
Ve bir düş kurmak gönlümce
Yalnızlığım yazgım mıdır, bilemedim.
Bir akşam üstü uçan kuşların arasında,
Tersine uçan kuş gibiyim, aksi;
Düzen bozan, uyumsuz…
Bir ben miyim, bilemedim?
Yollar bilirim, hasret kokulu,
Gurbet türküleri kadar candan.
Bağrı yanık hayvanların
İnim inim inlettiği ovalar.
Dağlar bilirim, sessiz ve yüce;
Gitmek, kazadan kadere kaçış..
Ve zaman
Sonsuza akan bir nehir
Firkatle geçen günler sığ ve sakin
Gül-rû simanla hayallerim şenlenir.
Sana geldim, ey yâr!
Beynimde cevapsız sorular,
Kasvetli hava ve nem.
Heybemde şehvetli umut.
Çiçekleri bıraktım da geldim;
Anne sandığı gibi saklı hatıralar
Naftalin kokusu sinmiş tahta kokusu
Bir film şeridi, siyah beyaz yedi kumaş
Çekilir bir köşeye münzevi yıldızlar
İki çekirdek iç içe geçmiş kayıtlar
Yıldızlar karanlık çökünce parlar
Ve vardır hepsinin bir hikâyesi:
Acı, tatlı bir sürü hatıralar
Olur sermayesine fikir hazinesi.
Ukde kalmış aşklar,
Yarım kalmış sevdalar…
Kara yıl, bin dokuz yüz on sekiz.
Epeyimiz olmuş muhacir, kalanlar esiriz.
Çoğu yaşlı, çocuk, gazi ve kadınlarla;
Başsız kaldık, gariban, bir başımıza.
Erlerimiz cephelerde, çoğu esir;
Yollarını beklerken, geldi çattı musibet, belâ.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!