Bir yağmur dövüyor evlerin çatılarını
Titrek bir alev çıtırdıyor yüzümün karşısında.
Bir sıcaklık bastı
Sobadan mı yoksa senden mi? Bilmem…
Ben böyle gülmezdim senden evvel
Masum yüzü takınmış, cümle cihan saltanat.
Halimize bakarsan bütün bunlara tezat.
Ali vardı çalışır, kağıt toplar kendince.
Ya karnını doyurur ya aç gezer fikrimce.
Ansızın gelen kadın
Ne güzel geldin öyle.
Kurumuş çiçeklerim yeniden geldi dile.
Adın milyonlarca kez içime doldu bir an
Hayat sanki son buldu,
Bana baktığın zaman.
Biraz ses, biraz ışık, biraz yağmur, biraz kış
Uçmuş gönlüm yuvadan senin camına konmuş.
Vuruyor yağmur gibi hiç durmadan camına
Gülüşlerinden öpüp hemen varsam yanına.
I
Çağırmıştı, balığa gidecektik bu sabah
Makus talihimizi yanımıza alarak.
Dedi; Bu sefer başka tutarız elbet avı
Gönlü olmayan bana verdi en başta gazı.
Tutmam gerek geceyi ellerinden
Ve vurmalıyım onları basitçe dillerinden…
Yer, gök anladı beni; ağaçlar ve bulutlar
Derdimi dert edinip benim için ağlarlar.
Ey benim sevgi dilim, ey damlayan kalemim
Mum gibi erir gider bir garip pervaneyim.
Gamdan yana kim varsa acılarla divane
Bu şehir miydi yalnızlığın körüklediği ateşle yanıp kavrulan liman?
Bu şehir miydi yanıp yakılan benliğime argüman olan?
Gençliğim…
Ah gençliğim!
Bilirim ya bilirim bu şehirdi seni tarumar eden.
Sonra sevindiren ve yeniden üzen…
Bir alev çıtırdıyor yüzümün karşısında
Hatırlatıyor bana titrek ışık raksında
Böyle kış akşamları dinlerdik dakkalarca
Tık tık yağmur sesini, uzun gece boyunca
Camın önüne geçip bakardık sokaklara
Var mı geçen acaba sarı ışık altında?
Git artık buralardan ardına bakmadan git.
Sevgilim daha fazla gözümden düşmeden git.
Seviyorsun sanmıştım epey uzun bir vakit
Yollar hep senin olsun aheste aheste git.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!