Susmakmış sıradan bir sevgiye kaçmak ! Elleriyle, sözleri arasında
Gidip gelen gözleri,
Ses sedayı kesen garip nağmeleri,
Vuslatı taşıyan bir hayal gölgeleri,
Bir varlığıyla, bir yokluğuyla,
Mest ederdi seheri...
Nisanda bir başka olur aşk.
Yağmurun ilmek ilmek sesiyle uyanmak. Güneşin sisli bulutların arasına saklanmış bizi izlemek.
İçimde duygularımın yollarıyla uzadıya senin kalbine doğru yolculuk etmek.
Sersemleşmiş aklıma seni sevdiğime inandırmak.
Akşamına, seni durmak bilmeyen yıldızlara anlatabilmek.
Düşlerimde, seni hayal edebilmek.
NİSAN YAĞMURUNDAN SENİN TARİFİNİ ALDIM.
Sabaha, nisan ayının ilk gününde yağan yağmurla açtım gözlerimi.
Senin yokluğunun 20. Günüydü.
Zaman nasıl geçti, anlamadım: Gündüz mü beni uğraştırıyordu yoksa akşam mı beni avutuyordu bilemedim.
Ama senin hasret rüzgârın beni savuruyordu dertlerimle boğuşurken.
Yüzüne geç bakakaldı aynalar,
Sen gittin, ben yersiz kaldım.
Konuşurdun durmadan, başımın etini yerdin,
Ben sessizliğime bürünürdüm dilsizliğimle.
Az yetindim ellerimdeki umutlarıma, yüreğim el vermezken.
Bir yanım zemheri, bir yanım bahar, hayatsız kaldım yaşam sandıklarımdan.
Ömrüm meyus olsa da hayatım hep şaşırtıyor beni. Hissikablelvuku bir kalbimin oluşuydu, aklımda güvenimin zedelenmesi...
İşte hayatımın kuraklığı ve takatsizliğiydi böyle oluşumun.
Hayatımı darmadağan eden güven korkusu, ömrüme de intikal etmişti bundan böyle. Ve sebebiydi, yanlışlıkla tanıdığım insanlara tanıklık ettiğim için.
Dedim ki olgunlaşmamış ömrüme hayatımı ekledim, engel yedim tıkanan yollardan,
Özlemek, bir kuş cıvıltısı kadar ferahlatıcı...
Bir deniz suyu kadar rahatlatıcı olması gerek.
Suyun toprak çatlaklarına sarılmasıdır, ve toprağın doymamasıdır. Kendine çekmesidir özlemek...
Güle yel, göğe ben değendir.
Berraklaşan göz ışığında yeri geldiğinde akandır özlemek.
Seni sevmemin nedenini biliyor musun papatya ?
Seni gülüşüme yakıştırdım, belki de senin bembeyazlığını ruhumun saydamlığına benzettim.
Kim bilirdi sana bir gün âşık olacağımı. Kokunu almadan, yüzünü görmeden, seni elime alıp doyasıya sarılmadan nasıl sabahlara uyanırdım, loş ışıkların esirliğinde olan gecelere inatla...
Sen ümidim, umudum... Sen hayalim, sevgim, ve sen sevdiğim daha nice benzerim...
Belki beni sevmiyorsundur, korkma söyle incitmeyeceğim seni. Bile bile nasıl kıyarım kendime, senbenliğime...
Kendi kendime sayıklar dururdum seni göğüslerimin başucunda, yokluğunda.
Yutkunurdum adının her kelimesini, boğazımda düğümlenirdi gitmelerin.
Bir avuç gecede.
Hayalinden kıskanırdım seni, başıma bela olup çıkardı karşıma sen gibi, gece gibi yüzüme bir bir kapanan kapılarda.
Sakın Bakma Öyle
Sakın! Bakma öyle.
Öyle çaresiz, Öyle haddsiz...
Kifayetsiz kalmışsın biliyorum.
İçin içini yiyor şimdi.
Sana öyle hasretim ki...
Sana, senin gözlerine, senin saçlarına, senin gülüşüne, senin bakışlarına...
Ve seni öyle özledim ki...
Akşam yıldızlarına, yolcularına anlatırdım seni.
Yıldızlar parlardı senin adını duyunca




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!