Eylül'dü, değil mi?
Seninle aynı göğe baktığım
ve bir mevsimi insan sanıp
adını kalbime koyduğum ay...
“Elif'im” derdin.
Bir harfin yalnızlığı kadar tek,
bir nefesin içindeki can kadar yakın...
Ben de inanırdım.
İnsanın, kendisine verilen bir ismin içinde
ömrü boyunca saklanabileceğine.
Sana sorduğum her sorunun
cevabını kendimde aradım sonra.
Çünkü sen,
en çok ulaşmam gereken zamanlarda
ulaşılamazdın.
Ben yine de bekledim.
Bir gece lodos çıktı mesela;
rüzgâr yüzümü kesti,
yağmur omuzlarıma çöktü.
Güneş çoktan çekilmişti dünyadan.
Ben bütün bunlara razıydım.
Sen gel yeterdi.
Çünkü senin gelişin
bir insanın gelmesi değildi yalnız;
mevsimlerin yer değiştirmesiydi.
Kışın ortasında bahar,
gecenin içinde sabah,
uzun bir suskunluğun
ansızın konuşmasıydı.
Ben ciğerimi üşüttüm senin yokluğunda.
Ama ölümden korkmadım.
Çünkü ciğerim,
bir zamanlar senden nefes almıştı.
İnsan bazen
ölecek kadar yoruluyor da
bir gülüşü hatırlayınca
yeniden yaşamayı seçiyor.
Ben ömrümde görmek istediğim şeyi gördüm.
Varmak istediğim
o küçük, kimsenin bilmediği mutluluklara vardım.
Bunların bazıları sendin.
Bu yüzden
sana kızmayı bile beceremedim.
Teşekkür ederim.
Ama söyle bana...
Sen bu kadar güzelken,
dostumken, arkadaşımsın derken,
bende anlam bulan bütün güzel hislerin
bir ucunda sen dururken,
neden aramızda
bu kadar yol var?
Neden sana yaklaşmak
kendimden uzaklaşmak gibi?
Korkma.
Ben senin düzenini bozmak isteseydim
inan bana,
fark etmezdin bile.
Çünkü ben
senden bir hayat istemedim.
Bir kapının aralığında
biraz ışık,
bir cümlenin sonunda
biraz sen,
bir gülüşünün içinde
kendime ait küçücük bir yer istedim.
Hepsi buydu.
Ve ben...
Sen mutlu ol diye
eşiğinden geçmeyen,
kapında beklemeyi bile kendine çok gören,
gülüşünü güneşe bırakıp
gecesini sessizce yaşayan
Elif'tim.
Sen bilmedin.
Bilmeni de istemedim.
Bazı sevgiler
söylenince küçülür.
Bazı insanlar
yaklaşınca kaybolur.
Ben seni
uzaktan sevmenin
insana öğrettiği bütün suskunluklarla sevdim.
Şimdi sahi...
Neredesin?
Her neredeysen
çık gel.
Bir kere.
Eylül bitmeden,
lodos dinmeden,
yağmur sesini unutmadan...
Çık gel.
Çünkü ben gidiyorum.
Öyle bir yere gidiyorum ki
sesimi duyamayacaksın,
gölgelemeyeceksin peşimi,
gözlerin beni arasa bile
bulamayacak.
Belki bir gün
bir Eylül akşamında
ansızın üşürsün.
Belki lodos çıkar.
Belki yağmur yağar.
Belki güneş,
hiç beklemediğin bir anda
yüzüne benim bıraktığım bir gülüş gibi vurur.
O zaman
bir an dur.
Ve hatırla beni.
Ben senin hayatını değiştirmeye gelmedim.
Ben yalnızca
ömrümün bir yerinde
sana rastladım.
Ve o rastlantı
bana bir ömür yetti.
Şimdi gitmeden gel..
Elifte sen hissiyken..
Bir de içimde
senden kalan o son nefes...
Onu da
Eylül'e bırakıyorum..
tuzklu günbatımlarını seversin senken..
Kayıt Tarihi : 31.08.2026 11:44:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!