Sonra birden ben (Halil Kumcu) giriyorum salona,
Gözlerimde o bildik devasa şair edası…
Bir elimde simit kırıntısı, diğerinde demli bir çay bardağı,
Nörozlarımı düzenleme derdindeyim saat altı yönünde.
"Korkuyorum" diyorum, "ölümden değil aslında,
Şu sararan yaprakların yarattığı varoluşsal sancıdan..."
Eylül diyorum dostum, yalnızca bir ay!
Ama o sinir bozucu entelektüel edamla.
Ceketimin düğmesini ilikliyorum poyraza karşı,
Ve ekliyorum: "Hayat bir komedi, ama oyuncular berbat!"
Bir şiir taslağı düşüyor ceplerimden:
Maviye boyanmış kentsel yalnızlıklar…
Gözlerin hâlâ orada, denizlerin dibinde.
Bir dergâh sohbetinin ortasındayız sanki;
Ben kentin tıkırtılarını sayıyorum, sen mevsimleri.
Ağustos kirli eldivenlerini tezgâha bırakırken,
"Biz hangi mısranın figüranıyız?" diyorum.
Gülümsüyorsun; bir bağlama inletiyor arka planı.
Güz geldi işte, sevgilim,
Sermayesi keder olan bir türkü çığırıyoruz.
Işıkları söndürün, perdeye eylül düşsün...
Sürmeli gözlerinin arkasından bakıyor bir neyzen,
Yağmur bastırıyor Üsküdar ritminde, ya da Alsancak.
Biz ki iki acemi oyuncuyuz bu entelektüel dramda;
Hangi dizeyi söylesek fazla melankolik…
"Kısmet" diyorum, "belki de sadece doğru zamanlama."
Sen absürt bir nükteyle kesiyorsun sözümü,
Bir terzi gibi biçiyoruz Eylül’ün soğuk kumaşını.
Arka planda kanun sesleri, yaprak dökümü,
Ve sahnede yalnızlığın o bildik ironisi...
Son perde iniyor işte, ışıklar kararıyor yavaşça.
Ağustos çoktan gitti; tulumu duvarda bir gölge.
Şimdi tüm korkuların, tüm adının geçtiği cümlelerin,
Ve kaçınılmaz nörozların hesabını kapatma vakti.
Öyle bakma diyorum son kez, bakma öyle;
Kapanış yazıları geçerken gözlerinden,
Biz teslim olduk bu sonbahar dekoruna.
Film bitti sevgilim, alkış istemem;
Yalınayak başladık, çırılçıplak çekiliyoruz sahneden.
ŞAİRİN NOTU:
Sevgili okur, buraya kadar geldiysen ya gerçekten bir varoluşsal krizin eşiğindesin ya da saatin altı yönünde demli çay içmeyi entelektüel bir eylem sanan o adamlardan birisin. Şöyle oturup dürüst olalım: Bu şiiri yazarken ben de ne yaptığımı pek bilmiyordum. Bir yanım Üsküdar’da yağmurun ritmine takılıp aruz ölçüsüyle kendinden geçmek istiyordu, diğer yanım cebindeki son simit kırıntısıyla hayatın anlamsızlığı üzerine doçentlik tezi sunmaya çalışıyordu.
Dürüst olmak gerekirse, trajediler her zaman daha havalı görünür ama kabul edelim, bizlerin hayatı daha çok kötü yönetilmiş bir komedi setine benziyor. Kostümler rüküş, arka planda çalan kanun sesi biraz fazla yüksek ve en can alıcı sahnede repliğini unutan bir figüran gibiyiz. Yine de Eylül gelince ceketimizin düğmesini iliklemeden duramıyoruz; sanki poyraz sadece bizim nevrozlarımızı hedef alıyormuş gibi...
Sonbahar dekoru hazır, ışıklar kararıyor. Eğer bu mısralarda kendi küçük dramını, absürt yalnızlığını ya da yarım kalmış bir film sahnesini gördüysen ne ala. Görmediysen de problem değil; arka kapıdan sessizce çıkabilirsin, alkış istemem. Neticede sahneden çekilirken bile yanımızda götüreceğimiz tek şey, soğumuş bir çay bardağı ve o kaçınılmaz yalnızlık ironisi olacak.
5 Eylül 2026 / Cumartesi / Bartın
Halil KumcuKayıt Tarihi : 7.09.2026 09:30:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!