Benim dünyada gözüm yok, bildiğin gibiyim;
Sorarsan, göklerin ortasında bir ev sahibiyim...
..
Ev araba lüks yaşamayı kısa yoldan beynine aşk diye doldurmuş olan birine
Sen aşık olup en ince kılcal damarlarına kadar yavaş yavaş dolsanda nafile.
Mesele o hiç aşkın tadını almadan boşa ömür tüketip ölecek olması yazık
..
Bu yağmur bu saatte nasıl davetkar
Sızdıkça camdan ev önündeki kaldırıma
Uyunur mu hiç?
Bu senin uzaktan güzelliğin
Ev içleri gibi darlayan içimi
Senin de camından süzülüyor mu diye
Kalkıp geleyim diyorum
..
Yaşıyabilirsin Ancak
Sen değilsin şu dünya ve evrenin sahibi; yaşıyamazsın bu yüzden keyfince.
Ev Sahibi'ni tanımalısın öyleyse; yaşıyabilirsin ancak O'nun izniyle.
Berlin, 4 Mart 2013.
..
El verdim güzelim ben sana el verdim
Gönlümün en güzel köşesinden ev derdim
Bazen beyazlar altında bazen yaz sıcağında
Gözlerinle en uzak yıldızlara eş erdim
..
dökülür boya
gizli kalmış öyküsü-
ev no onsekiz
..
ev erkeği yaratmaya çalışıyoruz benden,
en ufak bir malzemesi yokken.
h.y.mucizelere ve daha bir çok şeye inanmıyorken ben......
kurt tan süs köpeği gibi davranmasını bekleyen sen....
..
Bir ev yaptırmışım kaleye karşı
Kırk penceresi de kıbleye karşı
İçi donanmıştı tuğlayla taşı
Ormanda gezenin ocağı olmaz
..
Bu kızlara da hiç bir şey dayanmıyor.!
"Al Yıka" diye tabak, bardak veriyorsun kırıyorlar
"Al Sev" diye kalbini veriyorsun onu da kırıyorlar
Sonra da "Ev de Kaldık" diyorlar...
..
Durduk aşkın kapısında,
Yadigar bir ev gibi.
Çalsak bir türlü,
Çalmasak başka...
..
Bu ev dedikleri,
Bir beton yığını sadece.
Adı 'yuva' oluveriyor,
İçine siz gelince..
..
Veysel nihayet yıllar sonra İzmir’e tayınını çıkartmıştı. Hep İzmir’de deniz yakınlarında bahçeli bir evde yaşamayı hayal etmişti. İzmir’de okurken denize aşık olmuş, boş zamanlarda saatlerce denizi seyretmişti. Bir hafta önce İzmir’e tayını çıkınca sevincinden ne yapacağını şaşırmıştı. Hemen eşiyle beraber İzmir’e gelip denize yakın bahçeli bir ev aramışlardı. Halbuki çalıştığı bankanın müdürlere özel çok lüks bir dairesi vardı ama Veysel bahçeli ev istiyordu. Malatya’da bahçeli bir evde büyümüş olan Veysel, apartman dairelerine bir türlü alışamamıştı. Hem, kahve veya gece hayatı olmadığından boş zamanlarını ya deniz kenarında ya da bahçede geçirmek istiyordu.
Üç gün aradıktan sonra istediği bir ev buldu. Gerçi ev biraz küçüktü ama büyük evlerin kirasına gücü yetmiyordu. Hanımıyla beraber boya ve renklerini seçmişler ve evin bütün boya ve badanasını kendi yapmıştı. Salonu açık sarı, yatak odasını, dinlendirici bulduğu için, acık mavi ve diğer yerler için beyaz rengi kullanmıştı. Kapı ve pencere çerçevelerini ise kreme boyamıştı. Boya ve badana işlerini bitirmiş sıra temizliğe gelmişti. Evinin ilerisinde bulunan çarşıdan temizlik malzemeleri almak için dışarı çıktı. Alacağı malzemeler çok olmadığından ve çevreyi biraz tanıyabilmek için yürüyerek çarşıya gitti.
*
Mert, Mineyi uğurladıktan sonra adeta ne yapacağını şaşırmıştı. Makam arabasını sigara almak için yol kenarına park etmişti. Sigarayı aldıktan sonra yola devam edecek mecali kalmamıştı, bu arada farkında olmadan derin düşüncelere daldı.
..
Şimdi denilecek ki kriz emekliye nasıl yansır. Sabit bir geliri var, onunla eskisi gibi idare edip gider. Hatta köylünün imüğü sıkıldıkça, pazardan sebzeyi de daha ucuza alır… Emekliler bari ses çıkarmasın. Düşünmezler ki krizden aslan payını almaya çalışan tekelci sermayenin sinsi sinsi yaptığı zamlar en fazla onları etkiler…
Ama bizim asıl konumuz bu değil, işin bir başka yanından bakacağız. Krizle birlikte artan işsizlikten sonra, açlıktan ölümle yüz yüze kalan insanların sayısı o kadar arttı ki, buna paralel olarak hırsızlıklar da o derece arttı. Malum hırsızlıktan sonra çağırdığınız polis de, hırsız yakalanmaz, tedbirlidir, eldiven kullanır, parmak izi bulunmaz… sitede emniyet görevlisi niye yok? (emekli polisler güvenlik şirketi kurdukça bu baskı da arttı.) kapınıza emniyet kilidi taktırın, paranızı neden evde tutuyorsunuz gibi… hırsızdan çok ev sahibini suçlar nitelik baskın çıkınca, ev kadınları da kendilerine göre tedbir almaya başladılar…
Birincisi paradan daha değerli namus var. Hele İzmir’de gerçekleşen son olay dilden dile destanlaşarak yayıldıkça, çoğu insan parayı bile düşünmez oldu. Hani şu karşılıklı iki daireye hırsız girmiş, iki dairede de para bulamayınca, kadınları kucaklayıp karşı dairedeki komşusu adamın yatağına taşıyıp ‘’bir daha evinizde para bulundurmazsanız daha beteri olacak! ’’ diye not bırakılan olay var ya…Sabah olunca kadınlar kendisini komşu dairedeki adamın yatağında bulunca nasıl şok olmasınlar…
İşte bu olaydan ve tehditlerden sonra kadınlar bütün yaratıcı güçlerini kullanmaya başladılar… Benim hanım da pazar parasını ve gün parasını saklamak için yeni yöntemler geliştirmiş, dalga geçerim diye de bana söylememiş… Bulduğu yöntem, artık giyilmeyecek durumda olan eski elbiselerin cebine koymuş parasını ve bileziğini…
Bir gün kapıya bir yoksul gelince de param yok ama sana şu giyecekleri vereyim diye
o eskileri vermez mi? Verdikten hemen sonra daha o uzaklaşmadan jetonu düşmüş ve ‘’Ay
dur! o çok eski giyilmez! ’’ diye o eskileri geri almış… ne de olsa kapıdaki yoksul adama cebinde para ve altın var diyemezdi ya… o eskiyi kapıp, aceleyle benim yeni ceketimi vermiş.
..
O BİLDİĞİM EV
O bildiğim ev ıssız kalmış
Uçup gitmiş içerisinde
Solmuş bahçede çiçekler de.
Soldu bahçesinde zambaklar
..
Seni düşünmek güzel,
Seni sevmek daha da güzel,
Seninle olmak hepsinden de güzel...
Ama özlemin yok mu,
Ayrı geçen gündüzlerde,gecelerde
Sorma gitsin..
O yangını,sorma hiç
..
Çocuk
Beşiklere mavi boncuk
Evlere mavi boncuk
Çocuk
Çocuklu ev güneşi içen doyumsuz sur...
..
At, bunu da at
“eskisi olmayanın yenisi olmaz” deme
senden eski bir şey kalmasın evde
at gitsin
başka bir dünyaya götüremeyeceksin nasıl olsa…
Ev ev taşımıştın sırtında
..
Nereye baksam başlarda duman, gözlerde sis var
Ufku bulutlar kaplamış, arza güneş mi doğar?
Öyle feryat, figan ki dünyayı mateme boğar
Kimi taziye etsem ki acısız ev ne arar.
..



