Erol Güngör Şiirleri - Şair Erol Güngör

Erol Güngör

Bu kadar yorgunluk, cana yetiyor
Yüz yetmiş şarkımız, bizce yeterli
Konserler şahittir, sanatımıza
Daha fazla koşmak, çok gelir bize…

Kimse beklemesin, yeni besteler

Devamını Oku
Erol Güngör

1911 yılında Gaziantep’te doğdu. Annesinin adı Hatice, babasının adı Mustafa’dır. Birinci Dünya Savaşında daha çok küçük yaşlarda bir çocuk olan Kadir, Çanakkale Savaşında bir ağabeyini, Yemen savaşlarında ise bir diğer ağabeyinin şehit haberini öğrendi. 1920 yılında ise Gaziantep Savunmasında üçüncü ağabeyinin şehit olduğuna şahit oldu. Bu acıları, annesi, babası ve kendisinden 4 yaş büyük son ağabeyi Turgut gibi Kadir de kalbine gömdü. Kurtuluş savaşından sonra tahsiline devam eden Kadir Güngör, 1931 yılında Adana öğretmen okulunu bitirdi ve öğretmen oldu. 1934 yılında Gaziantepli öğretmen Hayriye Güngör ile evlendi. Atatürk devrinde öğretmenliğe başlamanın onuruna erdiler ve Cumhuriyete ışık tutan öğretmenler arasında yer aldılar. Kadir Güngör Gaziantep’in il, ilçe ve bucaklarında öğretmenlik, okul müdürlüğü ve Milli Eğitim Müdürlüklerinde görev yaptıktan sonra 1959 yılı yaz aylarında Gaziantep Ahmet Çelebi İlkokulu Müdür iken, eşi ve çocukları ile birlikte çocuklarının üniversite tahsillerinde yanlarında olmak düşüncesi ile İstanbul’a göç ettiler ve öğretmenliklerinin son yıllarını İstanbul’da tamamladılar. Kadir Güngör 1965 yılında İbrahim Alaattin Gövsa ilkokulu öğretmenliğinden emekli oldu. Böylece 34 yıl eğitime hizmet etmiş oldu.
Başarılı görevleri dolayısı ile eşi ile birlikte Milli Eğitim Camiasından teşekkür ve takdir belgeleri aldılar. “Cumhuriyete ışık tutan öğretmenler” ödülü de bunlar arasındadır. Kadir Güngör 1995 yılında İstanbul’da vefat etti. Vefat ettiği tarihe kadar, çok yönlü ve girişimci bir kadın öğretmen olan eşi Hayriye Güngör’e, öğretmenlik hayatında, 1961 yılında İstanbul Fındıkzade semtinde açmış oldukları “Anadolu Yüksek Tahsil Kız Talebe Yurdu”nu yıllarca eşi ile birlikte yöneterek ve ayrıca bir ara “Hayriye Ana Okulu” müdireliğinde eşine tam destek olarak, onun başarılarında pay sahibi oldu. Her başarılı kadının arkasında bir erkek vardır sözüne iyi bir örnek oldu. Ağırbaşlı, az ve yerinde konuşan, bilhassa matematik ve tabiat bilgisi derslerini çok iyi öğreten, çok dürüst ve beyefendi bir öğretmendi Kadir Güngör.
Çocuklarının iyi bir eğitim görmesinde büyük katkısı oldu. Kadir Güngör ve eşi Hayriye Güngör’ün dört oğulları ile iki kızları oldu. Oğullarının üçü mühendis birisi müfettiş, kızlarından birisi doktor, diğeri banka müdürü oldu. Acı bir olay olarak 1965 yılında doktor kızlarını böbrek hastalığından kaybettiler. Acısını kalplerine gömdüler ve eğitime hizmet yolunda devam ederek, biraz olsun acılarını dindirmeye çalıştılar. Kadir Güngör gerektiğinde ve yerinde konuşmaya o kadar çok dikkat ederdi ve bunu çok doğal olarak yapardı ki biz onun çocukları olarak, bize hiçbir şey söylemeden ne demek istediğini anlardık.
Hatta oğullarından biri olarak ben babam Kadir Güngör’ün bu hali için şu cümleyi veciz bir söz gibi şiir defterime yazmıştım. “Çoğu yerde susmak, en iyi cevaptır, en bilinçli tavizdir, en yerinde ikazdır”. Biz babamız Kadir bey önemli bir olay karşında ortaya koyacağı tavrını, beklediğimiz bir soruya vereceği cevabı, veya bir konuda izin verip vermeyeceğini merak ettiğimiz zaman, eğer susuyor ve konuşmuyorsa, onun vücut dilinden ve duruşundan, ne demek istediğini, ne cevap verdiğini ve ne düşündüğünü anlardık. Ona göre cevabımızı almış olurduk. Hiç kimse hakkında dedikodu etmez, kendisini hiç övmez, çok konuşmaz ve çok konuşulan ve dedikodu edilen ortamlarda da fazla kalmazdı. Kısaca adam gibi adamdı. O benim babam ve ilkokul beşinci sınıfta iken öğretmenimdi. Nur içinde yatsın. Ruhu şad olsun. Saygı ile anıyorum sevgili babamı.

Devamını Oku
Erol Güngör

Cadının nefreti, ölüm getirir
Onların her sözü, kafa göz yarar
İsimleri bile, dili acıtır
Onlara hatırı, Azrail sorar.

Kibirli dolaşır, mağrur gezerler

Devamını Oku
Erol Güngör

Çanakkale Savaşı
Çanakkale Savaşı 1.inci Dünya Savaşı sırasında 1915-1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası'nda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebeleridir.
İtilaf Devletleri; Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'u alarak İstanbul ve Çanakkale boğazlarının kontrolünü ele geçirmek, Rusya'yla güvenli bir erzak tedarik ve askeri ikmal yolu açmak, başkent İstanbul′u işgal etmek suretiyle Almanya′nın müttefiklerinden birini savaş dışı bırakarak İttifak Devletlerini zayıflatmak amaçları ile ilk hedef olarak Çanakkale Boğazı'nı seçmişlerdir. Ancak saldırıları başarısız olmuş ve geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Kara ve deniz savaşı sonucunda iki taraf da çok ağır kayıplar vermiştir.
Osmanlı İmparatorluğu, Almanya'nın Rusya'ya savaş ilan ettiği 1 Ağustos 1914'ün hemen ertesi günü, Almanya ile bir ittifak antlaşması imzalamıştır. Bu antlaşma, imparatorluğun eninde sonunda Almanya'nın ana gücünü oluşturduğu İttifak Devletleri safında fiilen savaşa gireceği anlamına gelmektedir. Enver Paşa, fiilen savaşa girmeyi, seferberliğin tamamlanmamış olması ve Çanakkale Boğazı savunmasının tamamlanmaması gibi gerekçelerle ertelemeye çalışmıştır. Ancak Almanya, bir an önce savaşa fiilen girilmesi için baskılarını sürdürmüştür. Bu baskılar, Akdeniz'de İngiliz donanması önünden çekilen Goeben ve Breslau savaş gemilerinin İstanbul'a gelmesiyle bir oldubittiye getirilmişti. Daha sonra Osmanlı Donanması'na bağlı bir grup gemiyle Karadeniz'e açılan bu gemiler 27 Ekim 1914 tarihinde Rus limanlarını bombalayınca Rusya, Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilan etmiştir.
Birleşik Krallık Donanma Bakanı Winston Churchill, 1914 yılı Eylül ayında Çanakkale Boğazı'nın donanmayla geçilerek İstanbul'un işgalini öngören bir planı Başbakan Herbert Asquith'e vermiştir. Plan, çeşitli evrelerden geçerek uygulamaya kondu ve Birleşik Krallık ve Fransa gemilerinden oluşan bir donanmanın Boğaz'a geniş çaplı ilk saldırıları 1915 Şubat ayında başlatıldı. En güçlü saldırı ise 18 Mart 1915 günü uygulamaya konuldu. Ancak Birleşik Donanma ağır kayıplara uğradı ve deniz harekâtından vazgeçmek zorunda kalındı.
Deniz harekâtıyla İstanbul'a ulaşılamayacağı anlaşılınca bir kara harekâtıyla Çanakkale Boğazı'ndaki Osmanlı sahil topçu bataryalarını ele geçirmek planı gündeme getirilmiştir. Bu plan çerçevesinde hazırlanan İngiliz ve Fransız kuvvetleri 25 Nisan 1915 şafağında Gelibolu Yarımadası'nın güneyinde beş noktada karaya çıkarılmıştır. İngiliz ve Fransız çıkarma kuvvetleri her ne kadar Seddülbahir ve Arıburnu sahillerinde köprübaşları oluşturmayı başardılarsa da Osmanlı kuvvetlerinin inatçı savunmaları ve zaman zaman giriştikleri karşı taarruzlar sonucunda Gelibolu Yarımadası'nı işgalde başarılı olamadılar. Bunun üzerine sahildeki kuvvetler takviye edilmek için Arıburnu'nun kuzeyinde Suvla Koyu'na 6 Ağustos 1915 tarihinde yeni kuvvetlerle bir üçüncü çıkarma yapılmıştır. Ancak 9 Ağustos'ta Kurmay Albay Mustafa Kemal'in Birinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen karşı taarruzunda İngiliz Komutanlığı ihtiyat tümenini ateş hattında yenilgiye uğratıp sahile doğru geri çekilmesi zorunda bırakmıştır. Mustafa Kemal ertesi gün Kocaçimentepe – Conk Bayırı hattında yeni bir karşı taarruz gerçekleştirmiş, bu hattaki Anzak birliklerini yenilgiye uğratmıştır… İngiliz ve Anzak kuvvetlerinin İkinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen genel taarruzları ise Osmanlı savunmasını aşamamıştır. Tüm bu gelişmelerin sonrasında İngiliz, Anzak ve Fransız kuvvetleri Gelibolu Yarımadasını 1915 yılı Aralık ayı içinde tahliye etmiştir. Neticede bu savaş Osmanlı ordusunun zaferi ile sonuçlanmıştır.

Devamını Oku
Erol Güngör

Çanakkale Zaferinde Kara Savaşlarının önemi

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşının önemi büyüktür ve işgal için gelen devletlere denizden geçit verilmemiştir. Deniz savaşında “Nusrat Mayın” gemisinin büyük payı olduğu bilinmektedir. 18 Mart'a kadar toplam 403 mayın kullanılmıştır. İngiliz gemilerinden 1 muhrip, 3 mayın tarama teknesi ve 3 ön-dretnot gemi batırılmış, 2 ön-dretnot ve 1 muharebe kruvazörüne ağır hasar verdirilmiştir. Fakat asıl savaş daha sonra başlayan ve Çanakkale Gelibolu’da 9 ay süren kara savaşlarıdır. 9 Ağustos 2015 tarihinde Anafartalar’da Miralay Mutafa Kemal’in komutasındaki kahramanlık destanı ile savaşın kaderi değişmiş ve yaklaşık 9 ay süren Çanakkale kara savaşları sonunda Kahraman Türk ordusunun 250 Bin şehit vererek kazandığı zaferle sonuçlanmıştır. Tarihi kaynaklara göre; 3 Kasım 1914 günü başlayan deniz savaşında 4 İngiliz Gemisi 11 dakika Çanakkale Boğazının girişini bombalamış 150 asker kaybetmiştir. Türkler ise 86 şehit vermiştir. 18 Mart 1915 günü Deniz Savaşında İngilizler ve Fransızların toplam kaybı: 800 ölü. Türk şehidi ve yaralı sayısı 79 ya da 40 şehit (kesin sayı bilinmiyor) ve 70 yaralı. Almanların kaybı 18 ölü olarak kayıtlarda bilgi olarak görünmektedir.
25 Nisan 2015 tarihinde Çanakkale Gelibolu’da başlayan ve sırası ile Seddülbahir, Conkbayırı, Arıburnu ve Anafartalar cephelerindeki savaşların sonunda, (Avusturalyalı yazar Alan Moorehead’ın 1956' da yayınladığı "Galipoli = Gelibolu" isimli eserine göre) tarafların Çanakkale Savaşları sonunda Türklerin 251309, İngilizlerin 205000, Fransızların 47.000 asker kaybettiği belirtilmiştir. Anzaklar’dan ölen asker sayısı ayrıca belirtilmemiştir.
Kara savaşlarının zaferle bitmesinin sonucunda 9 Ocak 1916 tarihinde işgal kuvvetleri Gelibolu Yarımadası'ndan tamamen çıkartılmış ve temizlenmiştir.
14 Ocak 1916 tarihinde Mustafa Kemal Paşa, Edirne'de XVI. Kolordu Komutanlığına getirilmiştir. 17 Ocak 1916 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk'e, "Anafartalar Grubu Komutanlığındaki üstün başarıları sebebiyle "Muharebe Altın Liyakat Madalyası" verilmiştir.

Devamını Oku
Erol Güngör

Bu sabah güneşle, arkadaş ol
İhtiyacın kadar seni ısıtsın
Ondan sana düşen payı sen de al
O da ışığını, sana yansıtsın…

Kollarını iki yana aç zevkle

Devamını Oku
Erol Güngör

İstersen boş verme, senin için boş verenlere
Er geç bıkarsın, tek yanlı değer vermelerden…
Her insan, gerektiğinde boş vermesini bilerek
Öğrenerek ve tatbik ederek rahatlar…
Yoksa hayatı, on kuruşluk bir sadaka gibi
Koyarlar eline…

Devamını Oku
Erol Güngör

Budala her gün yeni bir şey kaybeder, dili yüzünden
Saçma sapan fikirleri, bitmez tükenmez kibirli hali
Ömür boyu hep kendi haklı, başkaları hep haksız takıntısı
Doğduğu günden beri kaybettiği şeylerde hiç öz eleştiri yapmadan
Bir defa bile kendinde tek kusur bile bulmamış olmasından.

Devamını Oku
Erol Güngör

Bu günler gelir geçer, bazısı üzer geçer
Coşkulu bazı günler, sanırsın mutlu geçer
Özlenen biri varsa, şenlik yarım sayılır
Sadece seni değil, onu da üzer geçer…

Gelmeyince meclise, neye yarar bir dostluk

Devamını Oku
Erol Güngör

Bir zamanlar bestekârlar vardı der gibi…
(Bestekâr ve güfte yazarı Erol Güngör’den)

Bir zamanlar bestekârlar vardı, bestelerini yaptılar, halka dinletip sevdirdiler. Onlar rahmetli olduktan sonra sonra hiç bestekâr doğmadı ve Türk Sanat Müziği dünyasına gelmedi der gibi bir durum yaratıyor bazı korolar ve bazı ses sanatçıları maalesef. Değerli sanatçılarımız, kimse üstüne bizzat alınmasın lütfen. Benim gibi düşünen birçok sanatçımız ve çok sayıda dinleyicimiz açısından 77 yaşında bir bestekâr ve güfte yazarı olarak görüşlerimi ifade etmeyi görev sayıyor, biraz olsun bu konu tartışılsın istiyorum. Bestelediğim 170 şarkım, 72 adet de değerli bestecilerimizin şiirlerimden bestelediği güftem var. Bazı eserlerim TRT Repertuarındadır. 1997-2017 yılları arasında 20 yıl içinde 82 ayrı konserde bestelerim okundu. Fakat medayatik bir besteci değilim. Nedeni ünlü bir solist tarafından bestelerimin okunmaması, ünlü solistlerin, neredeyse tüm koro şeflerinin ve koro solistlerinin, sürekli ünlü bestecilerin ünlü eserlerini yıllarca okuma alışkanlığını bıkmadan ve usanmadan sürdürmeleri, yeni bestecilere ve yeni bestelere sanki dudak bükmeleridir. Bir sunucu bana biz sadece 30 yıl önceki bestecilerin eserlerine yer veriyoruz, daha sonrakileri repertuara almıyoruz demiş, beni hayrete düşürmüştü. Sanki önce bestelerinizi yapın, yaşlanınca ölün, 30 yıl geçsin, sonra bakarız der gibiydi. Oysa besteciler hayatta iken halkın şarkıları bestecisi ile birlikte dinlemesinin bir erdem ve sanat açısından etik bir konser olayı olduğunun farkında değildi. Eskiden 1980’li yıllara kadar TRT 1 radyoda 13 haberlerinden sonra, yeni besteler adında bir program vardı. Yeni şarkıları TRT 1 halka dinletirdi. Zamanla bu program kalktı. Neden kalktı bilmiyorum. Oysa besteciler ve sanat müziğimiz açısından önemli bir teşvik unsuruydu. Bazı koro şefleri (yeni şarkılara da yer veren koro şeflerimizi tenzih ederek ifade ediyorum) nedense kendisi hangi şarkıları iyi biliyor ve öğrenmişse sürekli aynı bestelerle korolarını yönetiyor ve aynı repertuarlarla halkın karşısına çıkıyorlar. Oysa koro şefleri yeni ve güncellenmiş repertuarlarla fark yaratarak, solistler de bilinen ve okundukça sanki biraz yıpranan şarkılarla değil, yeni ve halkın ilgisini çekecek yeni besteleri bulup öğrenerek ve halka sunarak fark yaratırlar ve daha kalıcı olurlar. Bu görüşlerimi son 30 yıl içinde yeni bestekârlarımız olarak tanıdığımız ve değerli bestelerini bazı özel konserlerde dinlediğimiz bestecilerimizin benimle paylaştığı kanaatindeyim. İnşallah zamanla bu kronik repertuar uygulamaları biraz olsun değişir. Tarihe mal olmuş ünlü bestecilerimiz ve ünlü eserleri daima var olacak ve sık sık hatırlanacaktır. Bin defa dinlesek bıkmayacağımız nice eserler vardır. Fakat Beethoven’in ünlü 9 uncu senfonisi bile günde on defa dinlenmez. Üstelik her şarkı da 9 uncu senfoni değildir. Şarkılarımızı aşırı tekrarlarla okuyarak yıpratmayalım. Şarkılar da biraz demlensin. Saygılarımla.

17.3.2018

Devamını Oku