Epigram Ya Da Benden Sonra Mutluluk

Özdemir Asaf
11 Haziran 1923 - 28 Ocak 1981
331

ŞİİR


2004

TAKİPÇİ

Epigram Ya Da Benden Sonra Mutluluk

Bunca yıl yaşadım
Elime ne geçtiyse yitirdim
Biraz daha yaşayacağım
Yalnız bir şey biriktirdim

Bir bakış, bir görüş, bir duyu, bir düşünce
Belki aç kalacağım

Suçlanacağım ölünce
Biraz yazdım, artık hep yazacağım

Hüzünden baş alamadım
Görünce

Özdemir Asaf
Kayıt Tarihi : 26.08.2000 02:30:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Vezir Pehlevan
    Vezir Pehlevan


    ** 23 NİSAN KUTLU OLSUN **

    Türkiye Büyük Millet Meclisinin
    Kurulduğu gündür yirmi üç nisan
    Anadolu'dan haçlı ordusunun
    Sürüldüğü gündür yirmi üç nisan.
    .
    Bu gün kutlu gündür tarihe bakın
    Batıldan uzak dur, bilime yakın
    Yurduma yabanı kondurma sakın
    Hürriyet yoludur yirmi üç nisan.
    .
    Cumhursuz bu devlet ulusal olmaz
    Türk halkı ağyardan icazet almaz
    Özgürlük bayrağı arşından inmez
    En büyük bayramdır yirmi üç nisan.
    .
    Çakır der ki,Türkoğlu Türk'tür özümüz
    Meclis-i Mebusan bizim gözümüz
    Cihan-i Alem de geçer sözümüz
    Gençliğe seyrandır, yirmi üç nisan,
    En büyük bayramdır yirmi üç nisan
    --------OZAN ÇAKIROĞLU--------
    .
    Bağımsızlığın sembolü olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik
    ve çocuk Bayramı bütün Milletimize kutlu olsun...
    Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere emeği geçen
    bütün şehit ve gazilerimize Yüce yaradan rahmet eylesin.
    Yattıkları yer hurişan olsun..
    Her kim ki, Ulu Önder Atatürk'e, bu hür ve kutlu Cumhuriyetimize
    düşmanlık ediyorsa kahrolsun... AMİN

    Cevap Yaz
  • Perihan Pehlivan
    Perihan Pehlivan

    güzel. bir tebessüm dünyaya yeter.

    Cevap Yaz
  • Tuna Kıpçak
    Tuna Kıpçak

    üstadım

    geçiyor günler hicrî, miladî,
    ve rumî takvim takvim,
    ki yine tebessümlüsündür etrafına zahir,
    ve sana mütebbessimdir olduğun yerler,

    muhtemelen hava meydanlarında,
    garlarda ve terminallerde,
    seyahat öncesinin insan yüzlerinde,
    buluyorsundur illa bir miz/ah unsuru,

    yana yatık yaşamaktan yana hayatın,
    ayazını kesen,
    lapa lapa yağan karsın vesselam
    mîrim…

    kuyu çıkrığı,
    kuyudan her su çekişinde,
    kovasına bağlı zinciri nasıl sarıyorsa kendine,
    işte ben de öyle çekerek ciğerimden hasretini,
    sarıyorum yine ıssız kalmış nefeslerime…

    azadeyim mevcudiyetinden ama,
    özgürlüğüm sende kaldı,
    anlıyor musun;
    sonbaharım...

    ah
    üstad; bu sonbahar resmindeki,
    ruhuma dökülen ıslak, sarı, kızıl yapraklar,
    örtmüyor sevdalı çınarımın üstünü,
    kanadı kırık kollarımı talan ediyor hüzün...,

    ah sevgili hocam, sonbaharım...;
    kuru yaprakların uçuştuğu göğün harasında,
    ak yeleli bir burak koşturur...,
    yorgunmuş, gözlerine sis çökmüşmüş,
    ne münasebet,
    ve yüzümün kan çanağına,
    durgun aksin yansıyor…

    pür dikkat ve halka halka gözlerin ve,
    harf harf, hece hece, tane tane ama karmaşık
    tam üç dilde hatırıma gelen sözlerinle,
    aklımın bulanık suyu çekilirken,
    kalbimin bypa/ss izleri kıyıya vurur,
    buruk bir tebessümün,
    umur görmüş omuzlarından kayan;
    parka misali…

    susması rahmet,
    konuşması zahmet lisanımın;
    eflatun bir gülüşün
    gözleri yumulu olur,
    ve kenarında bir kardelen uyurmuş,
    mukaddes sonbaharım...

    solgun bir söğüt,
    dallarını yüzüme eğmiş
    ve yapraklarının;
    yanık bir şiir dizesi gibi,
    yürek patikasına düştüğü bu demde,
    akıp giden zaman şırıl şırıl,
    gözlerimin kenarına,
    sensiz çizikler atar…

    ah üstadım,
    gözlerinden inciler dökülse,
    sağnak sağnak nola kalbimin kuytusuna,
    ağlamaklı bir susuş kadar
    üşümezdim belki o dem,
    son yaprağı da düşen dalın
    gün batımı gölgesinde...

    güzel kardeşim,
    sevdayı bilir misin;
    var mıdır çekmişliğin,
    o halde ağlamayı da bilirsin…

    hayat, sunulmuş bir armağan mıdır
    kullara tamamen acaba,
    ve acaba kalbimdeki dönme dolap durdu da,
    başladı mı dönmeye atlıkarınca,

    bak dostum,
    ömrüne vurduğun kilit kadar özgürsün
    ve aşkın kadar prangalısın gerçek hayata
    unutma, ki tutsaklığınca yudumluyorsun
    sevdayı…

    ki üstadım; ciğerimin köşesi,
    sana bağlaya bağlaya umutlarımı
    tutunuyorum hayata...
    /unutma bunu/
    parantezli ve hicaplı bir iç ses daha işte,
    ah

    Cevap Yaz
    Ertan Hurmanlı

    Aşkına vurduğun kilit kadar prangalısın hayata
    Muazzam, mühürlü, çok derin bir imge ve kişileştirme etkileyici, tebrikler şiir örgüsü fevkalade olmuş

  • Tuna Kıpçak
    Tuna Kıpçak

    sicil

    ve aşk, bacak kadar çocuksun
    hep/hep oyuncaksız,
    gurebanın doğum günü kadar münzevi
    ve ölüm anı gibi tenha gelensin sen,
    kabukta yara; külde kor aşk…

    okyanuslar altındaki mercanların
    su yüzüne çıkan inlemeleri kadardı
    halime şikâyetim, suskun ve kırgındım
    en çok da kendime…
    ve kuruyordu yaprak yaprak bahar gözümde,
    lisansız kalmıştım ve sürgüne yollanmış
    bir sicili bozuktum,

    bu arada,
    şekersiz içerim çayımı cam bardakta gelirse eğer,
    kulplu bardaktaysa çayım, çift şeker atarım,
    tutsaklıktan ölümle kurtulan ruhlar gibi
    ferah mekanları severler şekerler,
    şekerler çift şekerler, dibe çöke çöke
    eriyen şekerler, boğazımda düğüm
    düğüm şekerler;
    ah

    ey eylül;
    süzül de içime güz, üz beni
    yoksun... yine yok,
    ihtiyar bir deniz çalkalanır gözlerimde,
    ve aldığım her nefes
    kalbimin kayalarına çarpan
    köpük köpük su...
    bağrı dağlanmış al kırmızı gül;
    içine kapanık bütün yapraklarıyla
    ve mürefte rüzgârlarından mahrum,
    nefessiz ve bir kenarda sessizce,
    uçurum gözlerinden bakar kan çanağı
    mühür nazarlarla zeytin çağlasına,
    kanatları hüzün taşıyan, yazgısına
    deniz kabukları ve kalbi kırık çakıllar
    toplayan bir ana kuzusu düşer incir dalından
    ve babasının ciğerparesi bir melek ağlar
    mülke dökülen göz yaşlarıyla,

    köpüklerin ufaladığı her gün,
    biraz daha, biraz daha, biraz daha
    hayat kumbarasına yılları atar,
    sen ve ben darda kalmış
    iki fukara yoksulsak yoksuluz,
    ama unutma;
    her uçurum bir ovaya sevdalıdır,

    kalbinin kirpiklerini yolla bana sevgili,
    diyorumya ya hû yoksun...

    necip halkım aşk dilenir allahtan,
    ki sen içime saplanan oksun...
    ve astım saatleri kum saatine
    siyah bir urgan gibi ve
    yüreğimi batırıp çıkardım bugün
    hasrete, sisler içinde…
    renksiz o saydam cama
    içimden fısıldadım,
    yok senin rengin…

    bakma bana öyle deniz gibi derin derin,
    sonsuzluk çağrılı, ve keder sandıklarını
    saklayıp saklayıp…
    gönlümün üç perdeli hazinesi;
    yalnız en derinlere varan
    bilir kıymetini,

    kavuştur ellerini dizlerinde ve
    baş parmakların yine aynı çemberi çizsin,
    ihrama girsin turuncu/kızıl gül ki
    yoksun…

    ki esas beytull/ah olan,
    kalbinde aldığım her nefes,
    dalgınlığımı sulayan kurumuş pınarlarla
    bir gül goncası gibi hediyem olurdu sana...

    hasrete bata çıka bata çıka eylülümüz,
    şimdi sonbahar artığı ve küresel ısınmalı,
    dahası salgın üstüne salgınlı,
    bu kendine dargın çağa,
    hüzün mavisi yapraklar döküyor
    ah

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (25)

Özdemir Asaf