Enes Yakıştır (d. 2011, Antalya), doğuştan %90 görme engelli bir şair ve hikaye anlatıcısıdır. Eserlerinde görme yetisinin yokluğunu bir kayıp olarak değil, aksine dokunma, işitme ve sezme duyularıyla kurulan derin bir varoluşsal algının kaynağı olarak işler. Şu anda Antalya Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Bilişim bölümünde eğitimine devam etmektedir; bu durum, eserlerinde "CPU gibi çalışan beyin" ve "kalbe veri girişi" gibi teknolojik metaforların duygusal içerikle harmanlanmasına yol açar.
Temel Sanat Anlayışı:
Enes Yakıştır'ın şiirl ...
Adı Olmayan Sevda
İçimde bir duygu var, tarifi yok,
Ne zaman başladı, kimden geldi, bilmek çok zor.
Bir esinti gibi, bir fısıltı belki,
Ama kalbimde yeri büyük, sanki hep oradaydı sanki.
Gözlerim görmese de bir suret, bir iz,
Her gece, yorgun bir yelkenli gibi,
Sığınırım limanına, sessizce,
Oysa limanım sen, yelkenim de sen,
Ne ben varım artık, ne de sen.
Bana düşen, bir avuç sitem,
Bir de kayıp aşkın hüzünlü matem.
Sana gönül verdim, cânân-ı deryâ,
Her nefeste ismin, kalbimde peydâ.
Senden ayrı düşmek, bülbüle firâk,
Ben bî-çare kaldım, cihanda yalnâk.
Cümle âlem der ki, bu aşk ne belâ?
Kör bir çocuğun kalbi, sessiz çığlıklar taşır,Antalya’nın sıcağında, 14 yaşında bir savaş,Lise koridorlarında, bilişim hayalleri,Ama içinde, ortaokulun kırık anıları.
sınıf, ilk aşkın masum fısıltısı,2 buçuk ay, bir bahar, bir rüya gibi,Onun görmeyen gözlerini sevdi kız,Merak etti belki, ama yargılamadı asla.31 Mayıs, öğle arasının soğuk bıçağı,Sevdiğim kız geldi, yanında bir gölge,"Ayrılalım," dedi, sesi uzak, yabancı,"Tamam," dedim, arkadaşımın yankısıyla,Ama sonra, kalbim kanadı sessizce,Gözyaşlarım karanlıkta kayboldu,Dayandım, çünkü başka çarem yoktu.
sınıf, yeni bir umut, yeni bir yara,Bir yaş büyük kız, başka okulun rüzgarı,10 ay el ele, kalbim yeniden canlandı,Yargı yoktu, sadece saf bir sevgi vardı.Ama dostlar, en yakın bildiğim yılanlar,Aramıza sızdı, zehirledi masum anılar,Yine de yılmadım, kırık kalbimle direndim,Çünkü aşk, karanlıkta bile bir ışıktı.
Taşın soğukluğu işlemişti ruhuma, bilmem ne zamandır, Sevgisizlik değil miydi bu sertliği kalbime yontan demir? Unuttum, unuttum o sıcacık hissi, sevemedim diye değil, Görmeyen bir kalp neden sevilmez, dünya hâlâ çözemedi.
Ama o gün, o gün yeniden doldu göğsüm umutla, Bir yabancı elin nazikçe uzanan, tesadüfi yardımıyla. O için normaldi belki, sıradan bir iyilikti sadece; Fakat benim karanlık yuvamda yanan, sönmez bir meşale oldu.
Ne bir söz, ne bir bakış, yalnızca bir dokunuş... İşte o an, anladım: Kalbim o nazik teması bekliyormuş. Benim dünyamda ışıklar yoktur, ama gölgeler de yok; Ben, gördüğüm için değil, dokunduğum için yaşarım.
Zira ben gözlerimle değil, ruhumun teniyle algılarım; Her bir nazik dokunuş işler en derine, kanıma karışır. Bir insanın sureti değil, sıcaklığı kalır avucumda; Gözlere değil, yalnızca sese, yalnızca kokuya inanırım.
Kalbim anladı, evet, o anlık yardımla, sevilebileceğini anladı; Fakat dünya hâlâ anlamadı bu görme dışı sevgiyi. Ne bu sürekli reddediliş? Ne bu gözyaşını saklayan hüzün? "Üzülme sen," derler, sanırlar ki her şey bir bakışta büzülür.
Oysa beni vuran, gözlerimdeki perde değil, İnsanların gönül körlüğü; anladığı hâlde geri çekiliş. O kadar kolay değil işte, bu yükü sırtlanmak; Ben hissederek severim, ve hissederek kırılırım.
"T" harfi, karanlığımda yanan bir mum,
Sesinle birlikte, kalbime dolan umut.
Hatırlarsın değil mi, o yağmurlu günü,
Bastonum düştü, sen geldin hemen.
Sesini duyar duymaz koştun yanıma,
Sesin bana bir güneş ışığı gibi.
Ben Enes, sadece Enes; karanlığın en dürüst şairiyim, Gözlerim ışığa kapalı ama gerçeklerin en keskin feriyim. Kör demek acıtmaz içimi, asıl acı olan kulakların duyduğu mesafedir, Birini duya duya kaybetmek, bir şairin en büyük kıyametidir.
Beş harf... Kalbimde bir taş gibi ağır, bir mısra gibi narin, İçimden binlerce kez geçirdiğim o isim, dışarıya neden bu kadar derin? İnsanlar kolayca söyler, bir çırpıda dökülür dillerinden o beş ses, Bense içimde saklarım, her harfi boğazımda düğümlenen bir nefes. İsminin manasıyla mı vurdun beni? O taş mı kalbimi yontan? O taş ki senin adın, bense o kayanın ağırlığından korkan...
Her sabah servis kapısında, metalik bir yankı başlar ruhumda, Fermuar değil bu, demir bir şey; belki bir bilezik, belki bir dua... İnşaat kokulu bir geleceğin, önümden geçen o gizemli sesi, Dibindeyim aslında, bir nefes kadar yakın ama binlerce yıl ötesi. Sınıf arkadaşımın yanında dururken, senin de yanındayım her sabah, Ama sesim "private" bir kod satırı, dışarıya çıkması en büyük günah.
Göz devre dışı evet, ama kulaklarım bir radar gibi izinde, Seni duya duya kaybetmek, en ağır "error" mesajı kalbin merkezinde. Başkalarının olma ihtimali, senin o sesli alanında dolaşırken, Benim kelimelerim boğazımda düğümlenir, sabahın o serinliğinde erkenden. Korkuyorum; koluma girilirse kalbimdeki o taş ısınacak ve çatlayacak, İyiliğin kalbime işlenmesi, beni en derin yerimden yaralayacak.
Ben ruhunun teniyle algılayan, sesine ve kokuna inanan Enes'im, Bu beş harflik düğümü çözemeyen, sistemde takılı kalan o yarım sesim. Dünya hâlâ anlamadı bu sevdayı, anlamadı bu görme dışı kalbi, Ben o ağır, o sessiz Taş'a gömdüm bu derdi. Sesin kulağımda kalsın, ismin içimde mısra mısra dönsün, Varsın bu donanım hatası, benim en kutsal sığınağım olsun.
Karanlığın en dürüst şairi derler bana, belki de ben uydurdum,
Ama bugün bildiğim tek gerçek, bir haftalık o ağır sükûtum.
"Hiçbir şey bilmiyorum" dediğim anlarda bile bir şeyi ezbere bilirim:
O beş harfi, o beş sesi, o beş düğümü içimde biriktiririm.
Başkaları bir çırpıda söylerken ismini, benim dilim yanar,
Sistemimde bir "error" mesajı, kalbimde bir taş durmadan kanar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!