Eksik kelâm bizimki,
Sıralı sözler sizinki.
Bekleyişlerde gizli heveslerin de havaslarında sesi
Bendire değdi elim,
derinin üstünde ellerim,
kasnağa gerdiğim dertlerim.
Parmaklarımdan sızdı sesler;
ilahiler, uğultular içinden
Sultanlara yaraşır makamlar, mevkiler;
Neylesin beni seyr ü sefalı tepeler?
Ne altınlar var boynumda,
Ne üç halka inciler…
Kadifeler, ipekler Çinli kızların kasnaklarını eyler,
Bursa'da kozalarda ipekler.
Ruhumun sûruna üflediler,
Sensizliğin zehirzemberek laflarını gönlüme söylediler.
Yıldızın olduğu göklerde,
Mehtaba hasret geceler…
Mağaralarda kapı tokmakları sessiz,
Tarihlerde keşfin izi saklı.
Dostumun bağında bir salkım üzüm çöpünden zanlı;
Dünyayı çalmaya çalışanın iftirası, aç karnını doğrulukla dolduranın yakasına kancalı.
Ashabı Keyf sanki,
Kıtmir de değil ki yanındaki.
Ne mağarası,
Ne kralı,
Ne de davası.
Kendini sanmış yedi uyurlardan biri;
Benim ben, hataların içinden gelen,
Hayâyı eşiklerden süpüren,
Gözlerine mil çekilen,
Diyar diyar sürülen,
Mankurtlaştırılan memleketlerde,
Güneşin altında deve derisi eskiten,
Yazsam gerçeği; yazsam günümü, güneşimi, dostumu ve tüm gerçeğimi…
Mesela gidenleri yazsam, gelmesini beklediklerimi…
Hayallerimi, dileklerimi sığdırsam satırlara…
Bir göz gezdirir misiniz o satırlara?
O anda benden çok uzaklarda bir yanda…
Yazsam size hakikati, yalanları ve yanlışları;
Öyle yorgun, öyle biçare; nereden derdi buldu bu avare, soruyorum kendime. Nerede hata yaptım, neyi konuşmadım? Bir sofraya oturdum da niye tüm dertleri bölüp bölüp dağıtmadım? Neydi hata: sofraya oturmak mı, susmak mı, derdi bulmak mı, yaşamak mı? Yaşamak zor zanaat duyuyordum büyüklerden fakat yaşamayı yaşamak zormuş, yaşayınca anladım azizim. Dert, dertlendirirmiş; eli titrek, nefesi boğazına takılmış yaşlıların gözünde görmüştüm. Lakin ben dertleri bir avazda atarım demiştim, kendime güvenmiştim. Dert dediğin de neymiş, alt etmek benim işim. Fakat öyle değilmiş meğer, öyle olmuyormuş, derdi bulunca anladım. İnsan hep büyük konuşuyor: yaparım, ederim, keserim, atar, attığımı tutarım; ama bir an olsun aynanın karşısına geçip de ben kimim diye sormuyor, acizliğini görmüyor. Yaparım dediklerini yapamaz, katiyen yapmam dediklerine pervane olduğunda yuttuğu lokmaların ederini fark ediyor. Ben de biçare oldum, hayatı yaşadım, avare oldum; konuştum, konuştuklarımda boğuldum. Şimdi zorluğu tattım, tatsızlığın ne olduğunu idrak etmiş bulundum.
Ahım var benim, hoca efendi;
Ne mezardakine, ne Allah'a, ne de yaşadıklarıma.
Benim ahım insanlara, imam efendi.
Papazlar mı vaftiz etti bunları?
Sünnetsizlik bundan mı?
Ahım var benim, ahali;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!