Geçecek vakitler, mevsimler
Rüzgarlarda taşınacak kokun,
Kokun, beni bu sırra erdirecek
Rüzgarlar bilmem daha neleri süpürecek.
Gömlekler kırışacak
Düğmeleri bir adem ilmek ilmek dokuyacak.
Şarap diye kadehlerinden, nahoş ağızlarının
Kenarından kalanları
-yüzde binbeşyüz kâr ile sattıkları,
Böğrümüzden, yanık böğrümüzden,
Altın işlemeli hançerler ile söktükleri,
Bilmem kaç sancı topraklara bulanan,
Yüce dağ perslere sınır kapısı
Belinde rubailer, elinde sedef çakısı
Yüzün görmedim, vardır elbet dahası
Doruğunda gezineyim, başıma darısı
Ağrı dağı İran'a hudut kapısı
Kirmanıma sardım gençliğimi
Sardım, sonra bir kazak ördüm.
Sınıfta kaldığı kadar izlenebilir
Ellerime sırnaşan bu kördüğüm
Güneşin doğduğu kadardı gördüğüm.
Hiçbir zaman şanslı doğmadı bir çiçek.
Bir bezgin kuş misali uçuyor,
Tanrım.
İçimin, anahtarı bende olmayan köşelerinde.
Haddimden fazla sese sağırımdır
Fahişe şehir uğultuları,
Kuytuluktan kaçmış dağlar…
Tan yeri sarardı bir kızıllık kaldı yalnız
Güneş kıvılcım, acıya duldasız.
Göğün kızıl buhurdanlığı,
Düş kasabı.
Nice sevdanın amansız mezarlığı.
Yağmurlu bi gündü çıkıverdim evden
Gittim derse, a bloğa koymuşlar
B yada çok önemli değil
Sıkıntı yani kayboldum biraz
Neyse
Bitti ders çıktım gittim
Beni dik tutan senin omuzlarındı
Omurgamdaki sıvı sana yorardı aşkı
Çocukları çocuk yapan bendeki,
Yine senin koğuşlarındı tutsandığım.
Denizlere dalga katardı kervanını geçenler
Bakışıma bakış lütfeder
Ne acıdır zincirle ölmek
Gamze çıkaramadan daha öksüz,
Ah ne acıdır taştan ekmek çıkarmamak
Uktelerle saplı bir çamurlukta, zehir zemberek.
Gökyüzünü kararmadan izlemek nasiptir
Elinde bitemedi,
Dünyanın tüm çiçekleri
Toprağında köklenen
Karadiken utansın.
Boynuna sarılan faşist,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!