Ruhu cüzzamlıdır, sîreti çamur,
Eğilen başlarda kalmamış onur,
Kahpelik mülkünde sahte bir gurur,
Postunu yere ser, şanına tükür!
Astarı yırtılmış, dikişi tutmaz,
Ağlamak,yanan yüreği söndürmek için istenir.
Gülmek,çekilen acıları dindirmek için istenir.
Beklenen hasret ateşini söndürmek için beklenir.
Ölüm allaha kavuşmak için istenir.
Ağlatan,güldüren,ayıran,kavuşturan
Ey Ademoğlu! Sen mülkü kendinin, rızkı kulun, vefayı dostun elinde sandın.
Oysa göklerin anahtarı da, kalplerin mührü de, rızkın yolu da tek bir eldedir.
Kul kapıyı kapatsa da, sen O'nun kapısına bak;
Zira insan oyalasa da, Vakit geldiğinde hüküm sadece Hakkındır.
Ben ki, etten cüce bir kalıp,
Kafeste çırpınan dev bir sır...
Ve balçığın içine hapsolmuş,
O çilekeş Kaşıkçı Elması...
Zaman ki, değirmen, öğütür teni!
Kor dolunca sızlar acı, Yel değer güle
Sen daralma canın içi, Çağlar hislensin
Anla artık dondurucu, Kar yağan ile
Dağda kışın kar olayım, Sağlar süslensin
Kırda açar sarı alıç, Hakka ererek
Herkes derviş kesilir, dilinde gerçek masalı,
Sanırlar ki hakikat, altın tepside sunulmalı.
Lakin bir gün çıkınca karşılarına o tozlu enkaz,
Bakarlar ki hakikat; ne şan verir ne de imtiyaz.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!