Dostum Şiiri - Ali Fırat Dicle

Ali Fırat Dicle
192

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Dostum

Dostum...
Önce soğur bedenin.
Bağlar ağzını hemşire.
Düşmesin diye çenen
Gözkapakların kapanır
Dünya son kez dışarıda kalır.

Ruh yürür bilinmez yollarda,
Ne mal taşınır yanında ne de unvan.
Sadece sevgi kalır avuç içinde,
Kırmadan yaşanmış hayatlar.
Kim bilir…
Belki ölüm bir son değil,
Perdesi aralanmış ikinci bir başlangıç.

Sonra seni yıkarlar.
Son kez su geçer saçlarından.
Bir yabancı
Avuç içindeki çizgilere bakmadan
Seni ölüye çevirir.
Beden dediğin şey
Bir gün başkalarının taşıdığı
Omuzlarda bir yüke dönüşecek.

Tabutun kapanırken
Çıkan o tok ses var ya…
Dünyayla olan bağın o kadar ince.
Toprak önce alır kokunu.
Sonra sesini.
Sonra yüzünü.

Dostların mezarına dökerken su
Gözlerinden çok omuzları çöker.
İnsanı en çok ona anlatacaklarının
Birikmesi öldürür.

İlk gün adın
Evin içinde alçak sesle söylenen
Bir hatıraya dönüşür.
Ayakkabıların yetim kalır
Kapının önünde.
Ceketinin cebinde
Unutulmuş bozukluklar
Uzun süre seni bekler.
Sanki sabah geri gelip
Anaya bakacaksın.
Tıraş bıçağında
Birkaç tel sakalın

Bir müddet sonra
Gizlice girer annen odana
Kirli tişörtünü bulur belki.
Yüzünü ona bastırır.
Bütün anneler giden çocuklarını
Koklayarak yaşar.

Güçlü görünmeye çalışır baban
Gece herkes uyuduğunda
Musluğun başında uzun süre tutar ellerini
Acısını su aksın diye saklar
Açtığı çeşmenin içinde
Ama saklayamaz gözyaşlarını

Sevdiğin kadın
Başka adamlara güler bir gün.
İşte gerçek ölüm budur dostum.
Senden sonra birinin daha
Onun saçlarını
Kulağının arkasına iliştirmesi.

Fotoğrafların iner önce duvardan.
Silinir sonra telefonlardan.
Sonra sesin unutulur
Kıyametin ilk provası
Sesinin tamamen kaybolması

Bir süre herkes arar seni
Sonra yavaş yavaş
Dönmeyeceğin gerçeğine alışır herkes.
Ev senden vazgeçmeyi öğrenir.

Yastığına sinen kokun azalınca
Ölür ikinci kez insan.
Unutulmak
Toprağa girmekten daha sessiz.

Üçüncü gün
Perdeler ağır açılır odalarda.
Çayın buharı boynunu büker.
Annen mutfakta tabağı eksik dizer fark etmeden,
Sonra elleri titrer.
Baban geceleri balkona çıkar,
Sigarasını karanlığa yakar yokluğuna.
Sevdiğin kadın
Telefonundaki ses kayıtlarını dinler gizlice,
Bazen bir alo nün içinde yaşar.

Sonra kırkın çıkar.
Hayat arsızdır dostum, devam eder.
Kasap kepenk açar sabah.
Simitçi bağırır sokakta.
Bir çocuk düşer, ağlar, güler sonra
Otobüsler yine geç kalır.
Dünya…
Sen ölmüşsün diye bir dakika bile durmaz.

Ama sen…
Sen artık yetişemeyeceksin hiçbir sabaha
Kasım sabahı cam buğusuna
Yazamayacaksın bir isim
Sobanın üstünde kızaran kestanenin kokusunu
Çekemeyeceksin içine
Gece acıkıp ekmeğin arasına peynir koyamayacaksın artık.
Artık sinirlenemeyeceksin çorabının teki kaybolunca
Banyonun aynasında gözlerinin içine bakıp
Ben ne oldum böyle diyemeyeceksin.

Yağmur yağacak.
Mezarlığın üstüne ince ince düşecek damlalar.
Toprağın altında çenenin içine dolacak sessizlik.
Ama sen ıslanmayacaksın dostum.
Ölüm yağmurdan bile mahrum bırakıyor insanı

Bir daha denizi görmeyeceksin.
Dalgaların kıyıya vururken çıkardığı o sesi…
Hani insan bazen yaşamak istemese bile
Denizi görünce içi yumuşar ya…
İşte onu hissedemeyeceksin bir daha.

Bir serçenin telaşını,
Sabah ezanından önceki maviliği,
Bayram sabahını
Kolonya dökülen avuçları…
Hepsi dünyada kalacak.
Sen kalmayacaksın.

Soyamayacaksın kışın ilk mandalinasını
Sıcacık ekmeği iki elinle bölüp
Tutamayacaksın buharını yüzüne
Yeni alınmış kitabın sayfalarını
Meraklı gözlerle çeviremeyeceksin parmaklarınla
Gece herkes uyurken mutfağa gidip gizlice su içemeyeceksin.

Bir daha hiçbir filmi yarıda bırakıp
Yarın devam ederim diyemeyeceksin artık.
Senin yarının yok.
Pencerelerde ince ince kayacak bakışmalar.
Bir kadın saçlarını toplayıp koşacak sokakta.
Toprak ıslanacak.
Islak asfalt çocukluğunu kokutacak belki.
Ama sen bir damla bile değmeyeceksin dünyaya.

Güneş omzunu yakmayacak artık.
Denizin tuzu kurumayacak dudaklarında
Ayakların sıcak kuma gömülmeyecek.
Bir martının göğe çizdiği beyazlığı
Başını kaldırıp izlemeyeceksin bir daha.

Bir daha hiçbir çiçeği koklamayacaksın dostum.
Gül avuçlarında açmayacak.
Leylak kokusu bir bahçeden taşacak
Ama sana ulaşamayacak.

Sabah ezanıyla uyanan kuşların
Duymayacaksın titrek seslerini.
Bayram sabahı erkenden kalkıp
Ütülü gömlek giyemeyeceksin.
Bırakamayacaksın hiç bir çocuğun avucuna şeker
Pazarda inciri eline alıp
Bunun iyisi kokusundan belli olur diyemeyeceksin asla.

Bir kurban bayramında
Artık sen bıçağı tutmayacaksın dostum.
Çünkü kurban olan sensin.

Bir süre sonra birinin dilinden
Yanlış zamanda düşeceksin...
Ne iyi adamdı… Sonra konu değişecek.
Çaylar tazelenecek. Hayat devam edecek.
İnsan en çok buna kırılıyor işte,
Öldüğüne değil,
Dünyanın sensiz de güzel kalabildiğine.

Ve bedenin…
Ah dostum, bedenin…
Bir süre sonra toprak altında
Yemeye başlayacak kendini
Gözlerinin yerini karanlık dolduracak.
Yarım bıraktığın cümleler de çürüyecek dilin.
Bir zamanlar seni öpen dudaklar
Dönüşecek kemiklerine.
Hatıraların bile bir gün
Eski bir fotoğrafın sararması gibi solacak

Mezar taşına yağmur vuracak yıllarca.
Yazılar silinecek.
Otlar büyüyecek üstünde.
Belki bir gün mezarının yanından geçen bir çocuk
İsmini yanlış okuyacak.

Dünya
Hiç utanmadan devam edecek.
Birileri âşık olacak.
Birileri kahkaha atacak sokak ortasında.
Bir bebeğin ilk dişi çıkacak.
Bir adam sevdiği kadına çiçek alacak.
Bir film vizyona girecek.
Bir şarkı herkesin diline düşecek.

Sen
Bilmeyeceksin bunların hiçbirini
Çünkü kurbansın dostum.
Sıranın sana geldiğini anlamadan
Kesilmiş bir ömür.

Şimdi hâlâ nefes alıyorken geceyi küçümseme.
Anneni ara.
Babanın omzuna dokun.
Sevdiğine sarılırken acele etme.
Bir çiçeği koparma,
Sebepsiz kokla.
Yağmur başlayınca kaçma.
Yağmurda biraz yürü.
Bir kediyi kucağına al
Denize gir.
Gökyüzüne uzun uzun bak.
Dünya sen yokmuşsun gibi
Dönmeye devam edecek.

22.06.2025

Ali Fırat Dicle
Kayıt Tarihi : 21.08.2026 17:15:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!