Bir insanın işi ters gitmeye görsün bir kere,
Bir kez tersten essin o uğursuz rüzgâr;
Aksiyon filminde o havalı başrol olamazsın artık.
Örneğin, caddenin en masum,
En kuytu köşesinde dururken,
Tam o büyük kovalama anında
Acımasızca devrilen seyyar manav arabası sen olursun;
Portakalların yola dökülür,
Heveslerin asfalta saçılır.
Veya bir kez dönmesin o aksilik çarkı;
Çift giren o çorapsın makineye,
Ama kapak açılınca tek çıkan, boynu bükük...
Mesela bir de kâğıt mendil olursun
Cepte unutulan;
Kimsesizliğinin üstüne yırtılıp dağılırsın yetmemiş gibi,
Beyaz pamukçuklar yapışır üstüne başına,
Bir yas elbisesi gibi.
Tıpkı sağanakta açtığın o şemsiye gibi...
Köşeyi dönünce ilk rüzgârda ters dönen...
Çanak anten gibi bakarsın göğe,
Karizman sırılsıklam.
İleri gitmek istersin veya can havliyle geri;
Ama astarı yutmuş o inatçı fermuarsın,
Ne açılırsın ne kapanırsın,
Öylece arafta kalırsın.
Öyle ki, şatafatlı demliğinin
Ucundaki ilk damlasın;
Lekesiz örtüye damlayan o çay lekesi...
Küçüksün ama kurulu düzeni bozarsın.
Bazen de sessiz hayatların içinde,
Halının dibine kaçan o bahtsız susamsın,
Ya da pazar poşetinin en altındaki o kurbansın;
Üsttekiler parıl parıl parlarken,
Altta püre olan...
Uçuracak sanırsın;
Ama ilk beş yüz metrede topuğu törpüleyen
O yeni ayakkabısın.
Veyahut kuş sütü eksik sofralardan
Tek lokma almadan kaçan o aceleci olursun;
Güzellikleri ıskalar, yollara düşersin.
Duşta ılık su ararsın mesela;
Bir milim sola çevirsen cehennem,
Bir milim sağa çevirsen Sibirya.
O ılık ayar kaderinde yoktur artık.
Açılmak istersin;
Bıçak sırtıyla havası alınan
O inatçı kavanoz kapağı olursun,
Açılırsın ama sızın günlerce sürer.
Tıpkı yaz sıcağında yastığın
Serin tarafını çevirmek gibi...
Bilirsin ki o ferahlık
Sadece kırk beş saniyedir.
Gidip de en ciddi toplantının ortasında
Guruldayan o davetsiz mide olursun;
Öksürüklerle, sandalye gıcırtılarıyla
Kendini saklamaya çalışırsın.
Yine kaçamadığın tanıdıkla
Yolda tango yaparsın;
Sağa sola adımlarla yolu kesen
O şaşkın gövdesin,
En sonunda yapay bir gülüşle kucaklaşırsın.
Hayata karşı büyük iştahla ısırılan
O soslu dürümsün mesela,
Tam en tatlı yerinde kâğıdı yırtılan...
Bütün birikimin dikey iner
Temiz pantolonuna.
Veya tencereye baharat elerken
Gelen o apansız hapşırıksın;
Ortalığı baharata boğarsın
Kendi ellerinle.
Korku filminde düz yolda düşen,
Düştüğü an arkasına bakıp
Sürünerek kaçmaya çalışan o talihsiz karaktersindir.
Bazen de süpürge kablosunun
Takıldığı o sehpasın;
Sertçe çekince üstündeki vazoyu deviren
O inatçı düğüm olursun.
Tıpkı yıkanmış arabanın ön camı gibi;
Beş dakikada tek kuşun gelip mühürlediği...
Sırma saç hayaliyle berbere oturursun mesela,
Kendini asker tıraşıyla bulursun.
İçin kan ağlar ama "Eline sağlık" dersin ya,
O çaresiz kabullenişsin işte.
Bazen de otobüsün en arkasından uzatılan
Paranın ilk omza dokunuşusundur;
Kendini bir anda o parayı ve para üstünü
Yetiştirmeye çalışan çaresiz bir elçi olarak bulursun.
İşte bir kez kaçmaya görsün ayarın;
Yazılmamış gizli kuralların
Bizzat kendisi olursun.
Her şeyle çarpışır, her şeye takılırsın.
Ama yine de bir sonraki kavga için
Havlu falan atmazsın;
Gözyaşını tek bir hamlede siler,
Evrene karşı kahkahayı patlatırsın...
Kayıt Tarihi : 17.07.2026 14:10:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!