Çöl Şafağı
Gece daha tam çekilmemişken
kumların üstünde ince bir sır gibi duran o ilk ışık
dünyayı yeniden yaratmaya niyet etmiş bir dua gibiydi.
Ufuk
önce suskun bir bakır rengine döndü,
sonra nar çiçeği kadar derin,
sonra da içten içe yanan bir köz gibi
altınla kızıl arasında titredi.
Çöl şafağı
öyle bir vakittir ki
rüzgâr yüksek sesle esmeye utanır.
Her şey
bir peygamber sabrının içinden geçiyormuş gibi ağır,
bir kadim bekleyişin kalbinde duruyormuş gibi sessizdir.
Kum tepeleri
gecenin koyu gölgesini omuzlarından usulca indirir,
uzaklarda tek başına duran bir akasya
sanki sabaha ilk selamı veren derviş olur.
Ve insan o an anlar
aydınlıklar
gürültüyle gelmez
yarasını saklamayı öğrenmiş bir kalbin içinden doğar.
Çöl şafağı
yanmışlığın içinden çıkan zarif bir diriliştir.
Gece boyunca içini kemiren karanlık
orada, o ilk ışıkta
bir anda yok olmaz
geri çekilmeyi öğrenir.
Sabah
en çok uzun susmuş yerlere yakışır.
Bir kuş geçer belki
göğün tenha yerinden,
kanadında eski zamanların tozu.
Bir iz kalır kumda,
bir adım,
bir bekleyiş,
bir terk edilişin solgun hatırası.
Güneş yükseldikçe
o iz bile bir kader cümlesi gibi silinir.
İnsan bazen
kendi içindeki çölü de böyle sabahlatır
önce içi üşür,
sonra susar,
sonra göğe bakar,
sonra hiçbir şey söylemeden
yeniden ayağa kalkar.
Çöl şafağı der ki
en tenha yerlerde
ışık yolunu bulur.
Azra Nimet Öner
Nimet ÖnerKayıt Tarihi : 16.04.2026 17:29:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!