Sabahın beşi
Erguvan misali dallanmış hisler
Bin yıllık bir çınar gibi ululanmış
Sulayan çıkrık ve bahçemdeki kuyu
Kimine ilaç kimine zehirdir suyu
Zamanı parçala işte önünde şimdi an an
Bir hayat ki yaşamak yalan ölmek yalan
Üçbeş kuruştur zenginden gerye kalan
İyisi mi sus konuşmak boşuna, boş yere
Oysa ben sizlere söyledim kaç kere
Ağız çukuruna düşenler çıkamaz
Karanlık hükümse kimse mum yakamaz
Yalanlar söylentiler hikayeler dinlersin
Zaman zaman bunları sen de söylersin
İncinir Ceddin mezarlıkta yattığı yerde
diyecek ki benim imanlı evlatlarım nerede
Dağılmışlar bir kağıda
Kendilerini yazı sanıyorlar
Kim onu anlatıyor kimi bunu
Yazanının aklı gibi, karışık
Hani ufak bir omuz atsam
Dağılıp gidecek fikirler vardır ya
Kalem suskun gitmiyor bu gece
Yazsam abuk subuk sorarsın bu nece
Çıkarmadın kuyudan beni diyor hece
Kelimeler Mısralara evrilmiyor
Doğru kalemler devrilmiyor
Bizim evren maddeci boyut
Öbür tarafta yaşamak soyut
Bilinçtir Kainatın efendisi
Lef-i Mahfuz’da kese atar kendisi
Yağmur damlasından zerreyiz
Kuantum çorbasında kelleyiz
Bitiyor dil, ölüyor Şair, kalmadı hece
Vicdanı olmayan Şiirler bilmem nece
Akif’ler değerleri saklayan çekmece
Harfler zirve, Fazıl bekçi, bizler cüce
Kelimeler insanlar gibi tek tek ölüyor
Uzun yolun yolcusuyum
Sağ şeridin solcusuyum
Göremiyorum yolumda sis
Yoldaşlarımda bir kapris
Başladım görmeye öğrendikçe
Gerçekler acıttı söylendikçe
Öyküler Şiirler ve dahi Romanlar
Hoşuma gidiyor yükseldikçe dumanlar
demek ki ateş var içimde kalbim tütüyor
Yazdıkça doluyor sustukça bitiyor
Çok istesen dimağından mısralar akar
Bazen de düşünceler mürekkebi tıkar
Yazamazsın günlerce tek mısra tek hece
Kıvranırsın doğum sancısıyla her gece
İlham, ey ilham! Derinlerden çık hele




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!