Suları bulandıran, insanları kandıran
Birbirine kırdıran, vahşi olan sizsiniz
İçi dışı hep yalan, iki yüzlü davranan
Her yolu mubah sayan, vahşi olan sizsiniz
Vicdânlar kararınca, insanlar şer belâ olur
Nefisler kabarınca, bir anda canavar olur
Öyle bir zamândayız, bilmem ki nasıl anlatsam
Kalleşler kudurunca, çakallar bey ağa olur
14 Mart 2016 – Kaletepe
1.
Vicdân pusulası, paslanmış olan
İzzetten zillete, düştükçe düşer.
Şeytânî hislerle, tuzaklar kuran
Kendi kuyusunu, eştikçe eşer.
2.
Neş’e dolu bir günde, rûyâ gibi bir zamân
Vira Bismillâh dedik, demir aldık limandan
Bir yolculuk başladı, muhabbetle ân be ân
Mâvi deniz, mâvi gök, seyrân ettik durmadan.
Çıtır çıtır bir simit, yanında bir demli çay
Virâne bağlarda, bülbül öter mi?
Kurumuş toprakta, otlar biter mi?
Yanmayan ocakta, duman tüter mi?
Yalansın sen yalan, yalansın dünyâ
Çünkü sana derler, üç günlük rûyâ
Yorgun düşen gözlerim, vuslata dalmış gibi
Mâziden bir hâtıra, sanki canlanmış gibi
Fısıldaşır rüzgârlar, yılların ötesinden
Mâziden bir hâtıra, sanki canlanmış gibi
****************************************************
Vuslata kurulmuş saatler gibi
Umuda tutunmuş vaatler gibi
Ömürler adanmış murâdlar gibi
Hayât kervânının yolcusuyum ben
İçimdeki sevdâ çağlayan gibi
Ne zaman biter diye, sorma dünyâ sürgünü
Her anın bir sınavdır, bitmez sanma ömrünü
Mevlâ’m yazmış kaderi, kimse bilmez hükmünü
Vuslat da bir düğündür, sen ferah tut gönlünü
18 Aralık 2016-Kaletepe
Vuslatın sırrını sordum bilgeye
Dedi ki kalplerde, bir şuâ gerek.
Derinden of çektim, kendi kendime
Anladım ihlâslı bir duâ gerek.
Sesimi sonsuza sağdı bir ışık
Gök-semâ bulutla, kapansın diye
El açıp semâya, bakalım dostlar.
Susayan tabiât, cânlansın diye
Yağmur duâsına, çıkalım dostlar.
Bulutun içinden, yağmur indiren




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!