Üstünde bin yükle çıktı,
Varamadan çöktü omuzları insanın.
Hey gidi kokusu güzel keder,
Yaklaştıkça çekti içine insanı.
Eli çenesinde tünetip kaldırıma,
Bi’ göz oda var!
Kirden manzarası belirsiz, buğulu bir cam.
Aylardır tıklanmamış ahşap bir kapı.
Bir de rutubetten pas ağlayan duvarlar!..
Bi’ adam var!
Daima üzülmek istiyor gibi halimiz,
Sakallarımız artık çok hızlı büyüyor,
İlerleyen yaşımızdan veya gözyaşından...
Herkese baş sallıyoruz onaylar biçimde
Artık daha kolay vazgeçiyoruz fikrimizden
Her insan noksandır burada biraz
Biraz sözcüğü de göreceli biraz.
Sözünün diğer yarısını ararken lisan,
O biraz noksanı tamamlamak ister insan.
İnsan, o biraz noksanı tamamlarken,
Öyle kızgınım ki şu lekeli kalplere,
Gırtlaktan aşağı kor bırakıyorlar.
Vahşettir canı tutuşturmaya çalışmak.
Sözcükleri öylece susturuyorlar.
Bıçak gibi kesiliveriyor sesler,
Camlar netliğinden göstermiyordu kendini,
sana gelirken.
Şimdi her yer buzlu,
Her yön puslu
Ve buğulu her cam.
Akıp giden zaman kurgusal bir metin,
Dört başı mamur bir rüyada gözlerin.
Yakaza halinden derde göz açınca,
Dert başı saran kara dumandı, derin.
Akıp giden zaman, o zaman değilse.
Klasik bir İstanbul şiiri yazmak
Değildir haddime asla.
Manzarasına bir süs de sevilendir.
O vakit daha güzel gökyüzüne bakmak.
Bir göçmen kuş olsam sıradan
Oradaydın sen de, ay gibi.
Cemalin tam aksime dönük.
Benden habersiz, benden donuk,
Benden soğuksun, bense sönük.
Şehrin acı dolu ölüm sadaları,
Her gün yeniden doğuma şahit olup
Yenilen ölümlere kulak tıkarken,
İnsan bilebilir mi günden sıyrılıp
En çok kendi ölümünü işitirken.
Hemen yanı başında kuşlar uçmadan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!