Bazen yorgundur cisim,
Ama gönül kuşu dinlenmeye ihtiyaç duyar.
Bir duraktır böyle;
Geçeceği gerçek, sonsuzluğu meçhul anların.
Sonsuzluk denizinde boğulmak,
Ey sultan-ı yegâh,
Gönül kuytumdaki papatyayı soldurdular,
Canı canana yorudurup seni bize unutturdular.
Bu gönlü başkasına yorup sevgiliye vuslatı fazla buldular.
Ey kürsüdeki âdem, cihan sana dar mı geldi,
Hayat seferî olmaktan ibaret,
Doğmakla ölmek arasında
Aşk ve nefret gibi aşırı duygusar ise
Ölümlüye ölümü unutturmak için
Bir bahane...
Bir bahar esintisinin getirdiği zambak kokusu,
Her gecenin gündüzü gibi umut dolu.
Sen benim gönül kuytumdaki papatyanın poleni,
Gönül çehremde yaşayan bir tomurcuk,
Gün geçtikçe büyüyen sevgi.
Sevmek ve acı,
Hayatın iki yakası,
Bir nehrin iki ayrı kıyısı gibi.
Acı, sevginin gölgesinde pusuya yatmış,
Yedi kardeş yerleşmiş gökyüzüne.
En parlakları bekler gözlerde parlamayı;
mavi, buz mavisi,
parlak ve büyük.
Küçük kardeş beyaz ve saf,
Arşa sütun diksen de,
Arza çelikten asfalt döksen de,
Zambaklara gül desen de,
Olmazsa olmazmış.
Yıldızlar göz kırpsa da bana,
Hani benim küçücüğüm,
Pare pare yavrucağım,
Tatlı küçük oyuncağım,
Benim tatlı pıtırcığım?
Sevgi ilmeklerim,
Güneş ırmaklarım,
Gülümsemenin ardındaki giz dolu kederi anlar mıydın?
Gözlerindeki tatlı gözyaşlarını, saçlarındaki elemi anlar mıydın?
Baktıkça ağlayan bulutlar tutar mıydı ellerinden?
Denizin keder dolu suyu ne acı, bir o kadar zehir zemberek.
Anlatır mıydı yıldızlar, anlar mıydı gökyüzü, yakar mıydı, kül eder miydi güneş acıyı, kederi?
Ben anlamadım ne dünyayı ne de seni…
Gecenin laciverdi,
Gündüzün bebek mavisi,
Gün batımının sıcak tonları,
Ve hayata can veren su...
Sen bu dünyada,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!