Ey sultan-ı yegâh,
Gönül kuytumdaki papatyayı soldurdular,
Canı canana yorudurup seni bize unutturdular.
Bu gönlü başkasına yorup sevgiliye vuslatı fazla buldular.
Ey kürsüdeki âdem, cihan sana dar mı geldi,
Bir bahar esintisinin getirdiği zambak kokusu,
Her gecenin gündüzü gibi umut dolu.
Sen benim gönül kuytumdaki papatyanın poleni,
Gönül çehremde yaşayan bir tomurcuk,
Gün geçtikçe büyüyen sevgi.
Sevmek ve acı,
Hayatın iki yakası,
Bir nehrin iki ayrı kıyısı gibi.
Acı, sevginin gölgesinde pusuya yatmış,
Yedi kardeş yerleşmiş gökyüzüne.
En parlakları bekler gözlerde parlamayı;
mavi, buz mavisi,
parlak ve büyük.
Küçük kardeş beyaz ve saf,
Arşa sütun diksen de,
Arza çelikten asfalt döksen de,
Zambaklara gül desen de,
Olmazsa olmazmış.
Yıldızlar göz kırpsa da bana,
Gülümsemenin ardındaki giz dolu kederi anlar mıydın?
Gözlerindeki tatlı gözyaşlarını, saçlarındaki elemi anlar mıydın?
Baktıkça ağlayan bulutlar tutar mıydı ellerinden?
Denizin keder dolu suyu ne acı, bir o kadar zehir zemberek.
Anlatır mıydı yıldızlar, anlar mıydı gökyüzü, yakar mıydı, kül eder miydi güneş acıyı, kederi?
Ben anlamadım ne dünyayı ne de seni…
Gecenin laciverdi,
Gündüzün bebek mavisi,
Gün batımının sıcak tonları,
Ve hayata can veren su...
Sen bu dünyada,
Sessizliğimde dinlediğim en güzel şarkısın,
Nutkumda tutulan en güzel nida,
Seher vakti ısıtan güneşimsin,
Belki tek varlığım, belki de serzenişimsin.
Bazen yaprağın üzerinde süzülen çiğ gibi duru,
Bir şehir viran olmuş sokaklarında.
Gözlerde yıkıntı, ruhlar acı ve çile içinde.
Sokaklar ne yaptığını bilmez, çaresiz.
Bir güvercin uçar, kanadı kırık.
Bir nefes ancak kuytuda alınır
Bu virane, yıkık sokaklarda.
Yalan söylemiş aynalar,
Ne ben olabilmişim hayatta,
Ne de hayat benden olabilmiş.
Yalan söylemiş gözler;
Ama yine de




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!