Bir kapı...
Ardında Alevlerden bir yol.
Ya Cennet!
Ya Cehennem!
Ya Huriler..
Ya Zebaniler..
Gökyüzü birden bire kararınca başladı herşey.
Bereket bereket yagmaya hazırlanırken.
Biliyorum yağmur ne kadar yağarsa yağsın.
Çicekleri çürütmez,rengini soldurmaz.
Gün ışığına daha cilveli açar çicekler.
Yağmur...
Bu şiir, sevildiğini zannedip hiç sevilmeyen bana...
Sessiz, sedasız, dilsiz, kelamsız, sinsi, zifiri bir gecede,
Aşkını dünyaya duyurmaktır şiir.
Göğsündeki hasreti, bağrındaki vuslatı,
Kalbindeki ateşi dışarı akıtmaktır şarkılar.
"Karşıma çıkan o mucizevi sevda,beni bu dünyanın esaretinden kurtaran ve ruhumu özgürleştiren en büyük hürriyetim oldu."
VAKİT
Dursun zaman, deryalar içinde yansın ruhun.
Bir sızı ki, amansız ve dermanı sen...
Biz...
Biz seninle ayrıldık.
Uyumayı çok seven ben.
Hani her şeye üşenip boynunu büken, nazlı...
Ne olur bu sefer de sen gider misin?" diye çocukluk yapan.
Sıra konusunda mızıkçılık yapıp senin hakkını yiyen o ben...
Bilmiyordum…
Vaktinde olmayan her şeye kızardım,
“Ne anlamı var ki?” derdim.
Ta ki imkânı olmayan sana kadar.
Anlıyorum…
Anlayabiliyorum Ümit Yaşar’ın
taparcasına nasıl sevdiğini.
Hatta tövbe hâşa taptığını.
Dünyanın sevgi üzerine döndüğünü.
Ve
Biliyorum, bekliyorsun beni.
Bir gün çıkıp gelirim sevgilim…
Hiç beklemediğin bir anda, ellerin ceplerinde, adımların sararmış yapraklara karışırken.
Ay gibi cemalinden, çağlayan dere misali süzülürken yanağına yaşlar, gözyaşından öpmeye gelirim.
İçin terk edilmiş bir harabe, kalbin göğsüne sığmadığı anlarda inşirahın olmaya gelirim.
Bak buraya bak da gör!
Çicekler gibi açmak vardı şu koca dünyada.
Hani o sabahın ilk ışıklarıyla.
Bütün çarklar kusursuz işlerken.
Sabah ezanında, burnuma sızan.
Sıcacık ekmek kokusuna uyanmak vardı.
Bir ruya'ya II
Kuyu kazıyordum sabrım ve nasibim üzerine iğne ucuyla,
Herkes başkasının suyundan çalarken
Susuzluğumla çiçekler ekiyordum.
Diğerleri bir parça hayata, bir parça hırsa diş geçirirken,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!