ey gönül.
ne diye bu kadar yoruldun?
hangi kapının eşiğinde bıraktın kendini?
hangi yalanın peşinden koştun da gerçeğin yüzüne bakamaz oldun?
bir ömürdür yürüyorsun.
kimi zaman aşk diye,
kimi zaman kader diye,
kimi zaman da sabır diye kandırdılar seni.
sen de inandın.
bir çift gözün içine cennet kurdun,
bir çift sözle cehenneme düştün.
sonra dönüp feleğe küstün.
felek neylesin be gönül?
kör değirmenin taşı gibi dönüp duran
şu dünyanın sana ne borcu vardı?
bak etrafına.
kimi haramla semirmiş,
kimi helalle aç yatıyor.
kimi secdeden kalkmıyor,
kalbinde şeytan besliyor.
kimi günahıyla geziyor sokaklarda,
ama merhameti gölge olmuş üstüne.
şimdi söyle,
hangi terazide tartılır insan?
ben agop'un meyhanesinde öğrendim biraz bunu. bir gün bir sarhoşa sordum.
hayat nedir?
kadehini kaldırdı,
içinde kalan son yudumu gösterdi.
tam içecekken dökülen şeydir.
güldüm.
sonra ağladım.
çünkü bütün ömrümüz,
avuçlarımızdan kayan suyu tutmaya çalışmakla geçiyordu.
sevdiğin gidiyor. sebebini bilmiyorsun.
dostun sırt çeviriyor. sebebini bilmiyorsun.
duaların göğe yükseliyor. cevabını duymuyorsun.
işte canını yakan da bu.
yoksa insan ayrılığa dayanır.
yoksulluğa dayanır.
hastalığa dayanır.
ama anlamsızlığa dayanamaz.
bir mezar taşının başında dururken,
ölüye değil kendine ağlarsın.
bir çocuğun gözlerinde umut görürken, kaybettiklerini hatırlarsın.
bir sabah güneş doğarken bile,
içinden şu soru geçer.
neden?
işte bütün hikaye budur.
insan, nasıl yaşayacağım diye değil,
niçin yaşayacağım diye tükenir.
feleğe küfretmesinin sebebi budur.
kaderle kavga etmesinin sebebi budur.
gece yarıları tavana bakıp uykusunu kaçıran da budur.
çünkü ruh, ekmekten önce mana ister.
su ister gibi, hava ister gibi, anlam ister.
ey gönül.
belki aradığın kişi değildir.
belki beklediğin haber değildir.
belki kazanmak istediğin servet de değildir.
belki de yıllardır yanlış kapıları çalıyorsun.
çünkü insan bazen huzuru,
gürültünün içinde arar.
aşkı, sahte tebessümlerde arar.
kendini, başkalarının aynasında arar.
sonra yorulur.
sonra kırılır.
sonra bir gün,
hiç ummadığı bir anda,
çayın dumanında,
ezanın sesinde,
bir kuşun kanadında,
bir annenin duasında yakalar hakikati.
o vakit anlar
bu dünya, cevaplar yurdu değilmiş.
bu dünya, sorularla olgunlaşma yeriymiş.
ve insan, her şeyi anlamak için değil,
anlam arayarak insan olmak için yaratılmış.
işte o gün, felekle kavgası diner.
kaderle hesabı kapanır.
ve dudaklarından yavaşça şu söz dökülür.
meğer ben aşk istemiyormuşum.
meğer ben mutluluk da istemiyormuşum.
bunca yıl,
yalnızca bir anlamın peşinden yürümüşüm...
✍️
Mustafa AlpKayıt Tarihi : 10.06.2026 23:58:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!