Çünkü bunların hiç birinin yaşanabilir olmasının somut nesnesi, sosyal birliğin kendi ortamı içinde yoktu. Bu tür olası, hayali söylemlerin, sosyal birlik içinde, hiç bir değer ifade eder yerleri yoktu. Ya hep açtılar, ya hep toktular. Ne birikmiş malları vardı ki mal birikmesi olanaksızdı. Ne de eşitsiz dağılmış rızka sahiptiler. Ne de, kendilerinden olma nesillere miras bırakacak düşünme düzenleşmelerinin, aile kurumunu düşünebilmişlerdi. Gereksinilen ihtiyaç gelenekti. Bu da toplumdaki gibi ikide bir değişmiyordu. Gelenek ve gelecek, totem aracılığı ile atalardan kendilerine intikal ediyordu. Totem, atalar ruhunun sembolizm idi bu.
Komün güç, klan döneminde, bir köle olmayacağı için; resuller kölenizi azat edin diyemeyecekti. Yine evlilik kurumu olmadığından, 9 yaşında olanla evlilikler yapıp yapamayacağınız, hiç bir zaman tartışılmayacaktı. Hatta kendi evlatlarınız ve kendi üvey evlatlarınız olmayacağından, üvey evlatlarınızın boşandığı karısı ile evlenmek zorunda kalmayacaktı. Ha keza size örnek olsun diyen, evliliklerin olup olmayacağını ve halka; bunları “ en güzel ahlak” diye göstermek zorunda kalmayacağı için; bu dönemin nebileri, sosyal birlikten işsizlik maaşı alıyor olacaklardı!
Eğer böyle biri nebi kişi ortaya çıksa, bu türden demeleri olamaz idi. Akıl edip es kaza diyebilmiş olsa idi! Eğer akıl edebiliyorlarsa! Ona uzaydan gelmiş biri gözü ile bakarlardı. Ve kutsal dumanla kötü ruhlarını kovmaya çalışırlardı!
İnsan olarak maymundan gelmiyorduk. Orangutan, şempanze, goril, Lemur, babun ya da gibon da değildik. Aslında maymun değildik. Zaten bu türler de maymun değildiler. İnsan kavramı ontolojik bir bedensel ayrılık değildi.
Ana kol Ankara da doğuya doğru çıkan bir yol ileride; Samsun yoluna, Samsun yolu da daha ileride Çankırı, Çorum, Sinop, Rize vs. yoluna ayrılıyorsa.
Ve yine ana kol Ankara yolu Sivas yoluna, Kırıkkale yoluna, Kırşehir yoluna, Kayseri yoluna vs. ayrılıyorsa Kırşehir yolu artık ne Samsun yoluydu, Ne Sivas yoluydu, ne Kırıkkale yoluydu. Bunların tümü her biri birbiri olmayan ortak bir ana kol Ankara yolundan ayrılım ve dağılımdılar..
İnsanı ortaya çıkaracak olan süreç, üreten ilişki nedeniyleydi. Üreten ilişki, hemcinsleri üreten karar alan kapasiteleriyle ilah yapacaktı. Hem de üreten süreç hemcins ilahları doğaya boyun eğmekten kurtaracak olmakla, ilahların doğa tarafından güdülmesinden çıkışa bir eylem alanı açmaktı.
İkinci olaraktan da üreten ilişki süreci ilahlar eliyle irade kullanma olacaktı. Bu irade etnik totem güç içindeki grupların, totem izolasyonda çıkışlarına vize olacaktı.
İnsanı ortaya çıkaracak ileri süreçlerin üçüncüsü de bu vizeden kaynaklıydı. Grubun üreten ilişki gücü grubun totemi mana anlayışına karşı irade kullanma yeteneği olmuştu. Bu yetenek gruplar arası temas etmeyi ve gruplar arası ürün takası yapacak olan ittifakları başlatmıştı.
Gruplar arası temas, önce totem gruplar içinde etnik sosyal kültür aitliği nedenle ittifak yapmaya karşı sürtünme ve direnç ortaya koydu. Buna iç direnç diyoruz.
Bir de ittifak edilmesi nedeniyle bir araya gelen farklı grupların; farklı kültürü, farklı iş bilirliği, farklı iş bilmeye özgü eylem, söylem, isimleşme ve o işe özgü farklı düşünmelerinden kaynaklı gruplar arası bir dış sürtünme direnci ortaya çıkmıştı.
İlahlar ittifakı, çok büyük bir karşı koyma olan bu iki direnci aşmaya odaklanmışlardı. Süreç har gür ile devam ederken, ortaya odaklaşmayı aşacak bir oluşum çıkmıştı. Oluşum ne o ilahtan, ne bu ilah gruptan olmayan ilahlar sentezi olan; yepyeni bir melez olanaktı.
Kısacası totem gruplar, sosyal yapılı mantığın ağırlıkla çekim merkezi olduğu yerlerdi. Her bir totem grup, ittifak içinde kendi totem kültürü ile bir farklılıktı. Her farklılık ta belli bir gerilimle potansiyel etkiydi.
İttifaklar en çok totem ayrılıkların farkını veren sosyal gerilim ile üreten meslekler arası fark gerilimin içindeydi. Bu tür gerilim direnci ittifakı alanı; kasıp geren kırıştırma, bükmeden kaynaklı engelleriyle yoruyordu. İttifakın içini sosyal çatışmaya sürüklüyordu.
Gerilen ortamdaki şimşek ve yıldırımlar, ittifak kararı alan ilahların tepesindeydi. İlahlar bu telaşın içindeydi. Telaş yeni bir eylem alanı açmanın bulucusu olacaktı. Bu alan açma işi içinde melezler şimşek ve yıldırıma karşı indirgeyici olarak keşfedildiler.
İlahlar totem yaşantının içinde geliyorlardı. Totemdi mana nedenle üreten ilahlar toteme saygı gösteriyorlar ve üreten ilahlar totem alan içinde bu nedenle kalıyorlardı. Bu yol, başka türlüsü olası olan bir yol ile ilahları geleceğe doğru taşıyacak bir gidişat olmayacağı ilahlarca anlaşılmıştı.
İlahlar totem kutsaması olan toteme saygılama yapıyorlardı. İlahlar içinde oldukları totem grubun, grup içi üreten ilişkisiyle kendilerinde gelecek görmüyorlardı. İlahlar geleceğe doğru olasılıklı ve rahat bir akış yapabilmek için totem alanın içinde kalmalarının atiye karşı bir tıkanma olacağını anlamışlardı.
Olup bitene göre geleceğin inşası için ilahlar karar almış ve ittfakı girişmeler çoktan başlatılmıştı. İttifaklar olasılıklıydı. İlahlar eliyle ittifakın üreten insanı ittifakın bir olasılığıydı. Ve ittifak ta insan eliyle geleceğe doğru rahat akış içinde olacaktı.
İttifakın başında BİR İŞ BİLİR, MESLEK SAHİBİ ilahlar, kendi melezlerine ve kendi torunlarına sofra kuruyorlardı. İlahlar totem alanda doğup büyümekle daha çok totem alana aittiler.
İlahların bu kabil totemdik özelliği melezin katışık olması karşısında ilahların saf ve katışıksız olmasına izafe ediyordu. Katışıksız olmayı melez torunlar ile ilahların kendileri arasına koydular. İlahların totem soy olmaları geçmişe atıftı. Bu atıf ilahla insan arasındaki sosyolojik bir bağ farkını gösteriyordu.
Tarihteki miladın tarihsel hiç bir karşılığı yoktu. Olsa olsa köleciliğin döngüsel ara zamanına vurguydu. Tarihsel milat inşa adına hiçbir değişme dönüşme ortaya koymuyordu. Aslında ön ittifakların inşası bir doğumdu. Yani bir milattı. İlahlar milat olan ittifak döneminin öncesinin ve şimdisinin depo hafızası olmakla ilahlar belletenlerdi. Öğretenlerdi. Öğreticilerdi. İttifak akdine, insana gözetmen gözcülerdi.
Unutmayın ki ne hemcinsler, ne ilahlar; kuram olarak hiç bir ittifak içine doğmadılar. Bir uygarlık içine doğmadılar. Grubu dışında sentez gücü donanımına sahip kapasite değildiler.
İlahlar ve hemcinsler insan gibi bir yetkilenme içine doğmamışlardı. İşte ilahlar, ittifakın ürünü olan ittifak gücünü takdis edip kutsuyorlardı.
Hemcinsler; totem güce boyun eğiyorlardı. Hemcinsler yalıtımlı alanın içi kadar tekli mantıkla öğreti seldiler. Sosyolojik etkileri çok fazla olan tabuları vardı. Sosyal sağlasan ile kolektif paydaşlardı.
Elbette hayatın içinde ve doğada ontolojik farklılıklar vardır. Ama insan ontolojik bir ayrılığa karşılık gelmez. Türümüz yaklaşık 6 milyon yıl öncesinden beri primatların grup üyeliği içindeydi. Türlü minik birikmelerin özne nesnel sentezlerini kişi ve tür biyolojisi içinde yalıtmıştı.
İnsan bir nitelik sıçraması olan ittifaklı yapı içinde geliyordu. Bu yapı totem yapıları içeren ittifak kültürlü, üreten ilah mesleği sentezli, ilahlar melezi yapıların sosyolojisi içinde gelişti.
İnsan en özgün biçimiyle ön ittifaklar sentezli ilahı ittifaklı uygarlığın içinde geliyordu. Uygarlık, totem kültürler ile totem meslekler sentezliydi. Totem kültürlü bileşimle totem meslekli bileşimler çok köklü mantığın düşünme kapısını açan bir alan etkisiydi.
Üç gün köye gitsem
Dilim çözülür
Ah hayat!
Bir sevgili tutuşturup verirsin elime
Dilime vurur afiliden en cafcaflı kelime




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...